menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rüya kabusa dönüştü

33 0
19.03.2026

Galatasaray dramatik şekilde Avrupa’ya veda etti. 4-0’lık skor bir yana, oyun anlamında da bir noktadan sonra Şampiyonlar Ligi seviyesine ayak uydurabilmenin ülkemiz takımları için ne kadar zor olduğunu görmüş olduk.

Zaten bazı istatistik rakamları bu durumu net biçimde anlatıyor.

Karşılaşma hakkında en çok fikir veren istatistiklere bakıldığında,

Şampiyonlar Ligi’nin son 16 aşamasında pek rastlanılmayacak türde rakamlar görüyoruz.

Rövanşa, ilk maçtaki 1-0 galibiyetin avantajıyla çıkan Galatasaray’ın bu karşılaşmada topa sahip olabilmesi çok önemliydi. Sarı-kırmızılı ekip topa ne kadar çok sahip olursa rakibinin oyun kurma ve atak geliştirme şansını o kadar engelleyebilirdi. Ancak rakibinin yoğun baskısını kıramayınca bunu başaramadı. Liverpool yüzde 62 gibi yüksek bir topa sahip olma oranıyla karşılaşmaya başından sonuna kadar istediği gibi hükmetti.

İngiliz temsilcisi, attığı 32 şutun 16’sında isabet sağladı. Kaleci Uğurcan’ın pek çok kurtarışı sayesinde bu şutlardan sadece 4’ünde top filelerle buluştu. Liverpool’un kaçırdığı bir penaltı ile faul gerekçesiyle iptal edilen golünü de -ki hakem gol verse kimse bir şey diyemezdi- unutmamak lazım.

Liverpool’lu oyuncular Galatasaray ceza sahasında tam 58 kez topla buluşmuş. Bu muazzam bir rakam. Buna karşılık Galatasaraylı oyuncular sadece 5 kez Liverpool ceza sahasında topla buluşabilmiş...

İki takım arasındaki temel fark şu: Liverpool oturmuş bir sistem takımı. Oyuncular değişse bile oyun anlayışı/felsefesi değişmiyor. Galatasaray’da ise tek tek oyuncularının bireysel çabasıyla bir şeyler yapma ve “oyuncu üzerinden çözüm üretme” eğilimi ağır basıyor.

Bu fark, Şampiyonlar Ligi seviyesinde elbette çok daha görünür hale geliyor.

Takım oyunu, takımca mücadele etmek, bütün oyuncuların üstlendikleri görevi taktik disipline sadık kalarak yerine getirmeye çalışması demek.

Liverpool, Galatasaray karşısında futbolun, “top sendeyken boş alan yarat - top rakipteyken ise alan daraltıp onların topu ve alanı rahat kullanmasına izin verme” şeklinde özetlenebilecek iki temel ilkesini sahaya çok başarılı şekilde yansıttı.

Galatasaraylı oyunculara değil oyun kurma, neredeyse nefes alma fırsatı bile vermediler. Topa sahip olduklarında ise yüksek tempo ve yüksek dinamizm eşliğinde gerçekleştirdikleri türlü hücum organizasyonlarıyla Galatasaray’ı darmadağın ettiler…

Sarı-kırmızılı ekip, Liverpool’un boş alan yaratıp çok sayıda gol pozisyonu bulmasına engel olamadığı gibi kendisi de boş alan yaratmayı ve gol pozisyonu üretmeyi başaramadı…

Okan Buruk’un maçtan önce dile getirdiği “Gol yememek için değil, gol atmak için oynayacağız” stratejisi kağıt üzerinde doğruydu. Bu planın hayata geçmesi elbette rakibin göstereceği performansa da bağlıydı. Ne var ki Liverpool maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutarak bu stratejinin hayata geçmesine izin vermedi…

Süper Lig seviyesinden gelip Şampiyonlar Ligi seviyesine uyum sağlamak hiç kolay değil. Bu aşamada başa baş mücadele edebilmek için teknik, taktik, fiziksel yeterlilikler bir yana ciddi bir tecrübe birikimi de gerektiriyor. İşte bu maçlar tecrübe edinmek ve oyun seviyesini yükseltebilmek açısından çok önemli…

Daha ileri aşamalara ulaşabilmenin, daha dirençli ve etkili mücadeleler sergilemenin yolu Avrupa’da daha fazla maç yapmaktan, belli bir kadro istikrarı sağlamaktan, oyunculardan bağımsız bir sistem oluşturmaktan ve fiziksel seviyeyi yükseltmekten geçiyor.

Bu maç, büyük hedeflerin ne kadar uzakta olduğunu gösterirken aynı zamanda o hedefe nasıl ulaşılabileceğini de ortaya koydu…

Lakin, yoğun biçimde ezildiğin bir maçın ardından gereken dersleri çıkarmak yerine, “Maçın kırılma anı vardı”, “Dünyanın en kötü hakemlerinden biriydi” gibi gerçeklikten kopuk gülünç bahaneler üretirsen yerinde saymaktan kurtulamazsın…


© Evrensel