menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran kaybetmemek, ABD kazanmak için savaşıyor!

51 0
19.03.2026

Amerika-İran-İsrail savaşı neredeyse üçüncü haftasına giriyor. Zaman zaman Amerika ile İran arasında doğrudan görüşme ya da müzakere olabileceğine dair haberler gelse de henüz savaşın biteceğine dair bir işaret yok.

İran savaşı artık bütün dünyanın savaşı denilebilir. Bu savaş bütün dünyayı akaryakıt ücretlerinden gelecek yılın hasadına ve gıda fiyatlarına kadar bütün kalemlerde az çok etkileyecek. Savaş uzadıkça bütün dünyaya maliyeti de artıyor. Haliyle her ülke savaşın sebebini, gidişatını, olası senaryoları konuşuyor. Batı basınında, özellikle de Amerikan basınında şimdiye kadar şahit olmadığımız derecede tepkiler, giderek daha baskın hale geliyor.

Amerika’nın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un İran ile müzakerelere hazırlıksız gittiğini, toplantılara geç katıldığını, “Kısa kesin daha kahvaltıya gideceğim” şeklindeki ifadelerle görüşmelere ciddiyetsiz yaklaştığını Amerikan basınından öğrendik. Keza Amerika’dan ve Avrupa’dan etkili ve yetkili isimler, şimdilik ‘İsmini vermek istemeyen kaynaklar’ olarak basına, İran’ın müzakereler devam ederken vurulmasının çok büyük bir hata olduğunu, müzakerelerde İran’ın oldukça kapsamlı ve kabul edilebilir önerilerle masaya oturduğunu, anlaşmaya hazır olduğunu anlatıyorlar. Bu perde arkası sızıntıların hedefinde Witkoff var. Witkoff’un nükleer konusunda hazırlık yapmadığı, bu nedenle bilgi olmadan müzakerelere katıldığı ve Trump’a da tamamen yalan-yanlış bilgilendirmede bulunduğu söyleniyor. Batı ve Amerikan dünyası, günah keçisi olarak Witkoff’u mu hedef tahtasına oturtacak, kestirmek güç, ancak Trump’ın, damadı ve Tom Barrack dışında kimseyi dinlemediği de yine daha sık dile getirilen ‘savaşın sebepleri’ arasında.

Son olarak ABD Ulusal Terörle Mücadele Direktörü Joe Kent “İran savaşı bir yalan”, “İsrail ve Amerika’daki lobisi için savaşıyoruz” gibi çarpıcı ifadelerin yer aldığı bir mektupla istifa ettiğini duyurdu. En azından Amerika’da İsrail’in her hamlesine kayıtsız şartsız destek verip savaşa girmenin maliyetinin tartışıldığı bir süreç yaşanıyor. Keza Avrupa ülkelerinde de bu yönde tartışmalar başlamış gibi görünüyor.

Peki bu durum savaşın seyrini etkiler mi? Şimdilik Trump’ın karmaşık sinyaller verdiği, bir gün İran’dan çıkmak istediğini söylediği ertesi gün sonuna kadar gitmek arzusunda olduğunu anlattığı açıklamaların ardı arkası kesilmiyor.

Elbette savaş üçüncü haftasına girerken herkes tarafların amacını ve buna bağlı olarak olası adımlarını kestirmeye çalışıyor.

İran’dan başlayacak olursak: İran’ın tek hedefi var, kaybetmemek. Yani İran kazanmasa da olur, ama mümkün olduğunca savaşın uzaması, dünyaya maliyetinin artması, ABD-İsrail cenahının sadece bölge ülkeleri değil bütün dünya tarafından sorgulanır hale gelmesi ve bu süreçte de ağır yara alsa da İran'ın çökmemesi temel hedef!

Bütün saldırılara ve suikastlara rağmen İran’da sokak asayişinden savaşı sırtlanan birimlere kadar, güvenlik yapısının çökmediği açık. Keza Trump ve çevresi, muhtemelen Venezuela’da Maduro’yu kaçırmalarının verdiği sarhoşlukla “İran’da tepedeki isimleri ortadan kaldırır, çıkarız” şeklinde, İran gerçekliğine çok uzak hesaplarının sonuçları ile yeni yeni yüzleşmeye başladı. İran’da 1979’dan beri ideolojinin kurumsallaştığı, şahıslara dayanan değil, ülkenin kılcal damarlarına kadar örülmüş bir sistem kurulduğu, bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

“Biz dışarıdan vururuz, mollalardan rahatsız halk da sokağa dökülür” gibi sığ hesaplar da İran toplumunun duvarına çarptı. İran’dan kitleler halinde kaçışlar beklenirken akın akın dönenleri izliyoruz ekranlardan. Bu insanlar mevcut rejimden çok memnun oldukları için değil, yanı başlarındaki Afganistan, Irak, Suriye olmak istemedikleri için sokaklara dökülmüyorlar, sınırlara yığılmıyorlar.

Siz bakmayın İran dışında yaşayanların seslerinin çok çıktığına. Son dönemde ciddi bütçelerle sosyal medyada atağa geçen eski şahın oğlunun, İran içinde karşılığının olmadığını Trump bile anlamış durumda!

Peki bundan sonra neler olabilir?

Amerika son olarak İran’ın önemli devlet adamlarından, siyasetçilerinden olan Ali Laricani’yi öldürdü. Dini lider olarak seçilen Mücteba Hamaney’in öldüğünü söyleyen de var, yaralı olduğunu söyleyen de, ancak durumu belirsiz ve ortaya çıkması öldürülmesi anlamına geleceği için bu belirsizlik bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Nispeten ılımlı Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan gibi isimler hâlâ hayatta olsa da, Batı dünyası ve ABD ile müzakere edebilecek isimlerin öldürülmesi, İran’da şahin kanadın daha da güçlenmesini sağlıyor. Dışarıdan gelen saldırılara karşı birilerinin ülkeyi savunuyor olduğuna dair söylemler milyonlarca İranlının da tavrını etkileyip bu kesime desteğini artırabilir.

Yine bölgeden uzmanlar, İran’ın askeri açıdan sınırlarına henüz dayanmadığını, savaşı birkaç ay daha sürdürebileceğini söylüyorlar.

Elbette İran’ın elindeki en önemli kart, dünya petrol ve doğal gaz sevkiyatının en az yüzde 20’sinin gerçekleştirildiği Hürmüz Boğazı. Trump birkaç gün önce “Hürmüz Boğazı’ndan doğrudan-dolaylı faydalanan ülkeler de elini taşın altına koysun” mealinde bir çağrı yaptı ancak buna olumlu yanıt veren ülke olmadı henüz. Şimdilik gerçekleşme ihtimali düşük olsa da göz ardı edilemeyecek senaryolardan biri, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı kara çıkarması ile işgal etmesi ve bunu ABD olarak değil NATO üzerinden yapması! Böylesi bir senaryoda Hürmüz Boğazı’nın istikrara ve güvenliğe kavuşması hiç kolay olmayacak ve gerilla tipi saldırılarla enerji sevkiyatı da kaosun içinde kalacaktır. Bu bile İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kaybetmesi halinde dahi enerji tedarik hattını kontrol etmesi anlamına geliyor.

Amerika’nın İran savaşını sürdürme konusundaki hedefi ise belirsiz. Trump, İran’da rejim değişikliği mi istiyor, İran’ın topyekûn petrol kaynaklarını mı istiyor, yoksa savaşa girdi de çıkış mı bulamıyor, anlamak çok güç. Ancak İran’ın aksine Amerika’ya kaybetmemek kesinlikle yetmez; savaşı başlatan taraf olarak kesin zaferler ve somut kazanımlar gerekiyor!

İsrail ise İran’da bir kaos istiyor. Rejimin çökme noktasına geldiği, askeri açıdan İsrail’e kesinlikle tehdit olamayacak kadar zayıfladığı bir İran Netanyahu için yeterli gibi görünüyor. İran kaynaklı kaos, kitlesel göçler, iç savaşlar vs. İsrail için önemsiz sonuçlar olarak görülüyor ve hesaplamalara katılmıyor muhtemelen.

Elbette bütün dünyayı etkileyen ve bugün bitse bile sonuçları yıllarca sürecek olan savaşın ilk hissedildiği ülkelerden biri Türkiye. Türkiye’nin mümkün olduğunca dengeli bir politika yürütmesi, iki tarafa da eşit mesafede durması bu yıkıcı dönemden en az zararla çıkmasını sağlayacak tek yol.

Türkiye’de İran’dan kitlesel göç olur mu soruları soruluyor ancak şimdilik iç savaş olmadığı sürece milyonlarca İranlıların yollara düşmesi ihtimali zayıf görünüyor. En azından şimdilik Türkiye’nin dikkat kesilmesi gereken tek nokta kitlesel göç ihtimalinden çok Türkiye’yi savaşa sürükleyebilecek gelişmelere karşı dikkatli hareket etmek!


© Evrensel