menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO kime lazım?

25 0
07.03.2026

İkinci Dünya Savaşı 2 Eylül 1945’te sona erdi. Ve aynı gün bir yenisi başladı. Adına ‘Soğuk Savaş’ dendi. Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerin oluşturduğu blokla, “Hitler yenildi ama şimdi komünizm tehlikesi var” diyen, kendisini de komünizmle savaşan “Hür Dünya” olarak sunan blok. Bu blokun lideri savaş öncesinde İngiltere’ydi, bittiğinde ABD olmuştu. Çatışmaya son anda girmiş, “Normandiya çıkartması efsanesi” etrafında örülen anlatı ile asıl kazananın kendisi olduğunu vaaz eden, kapitalist dünyanın en büyük gücü.

Yeni savaşınsa adı ‘soğuk ’tu ancak sıcak çatışma ile başladı. Kore’de 1950’de başlayıp üç yıl boyunca süren savaş, Nazi Almanya’sının ve müttefiklerinin yenilmesini sağlayan asıl güç olan Sovyetler Birliği’nin ‘henüz güçlenemeden çökertilmesi’ içindi. Kore’nin ikiye bölünmesi ile sonuçlandı. Bizim açımızdan önemi ise Türkiye’nin NATO’ya katılmasına neden olmasıdır. Şimdi İran’dan atıldığı ve Türkiye’ye yöneldiği açıklanan füze sebebiyle çok konuştuğumuz “5. Madde” işte o NATO’nun can damarıdır. “Bir üye saldırıya uğradığında bütün üyelerin saldırıya uğramış” sayılacağı ve topluca karşılık verileceği kuralı yani. ABD’yi savaş sonrası düzende ‘dünya hakimi’ yapan madde…

Sovyetler Birliği’nin ve sosyalist blokun dağılması süreci ve Soğuk Savaş’ın artık bittiği ilan edilen yeni durum ABD’nin o güne kadar kendisi için çekince oluşturan başka pek çok kural için olduğu gibi 5. Madde ’yi de uluslararası ilişkilerde “dikkat edilmesi gerekenler” listesinde arka sıralara atmasına neden oldu. Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de, Afrika’nın, Balkanlar’ın ve Latin Amerika’nın pek çok ülkesinde 5. Madde ya da başka bir şart falan aranmadan askeri operasyonlar yapıldı. Başlarda NATO ve BM meşruiyeti aranıyor gibi yapılsa da Yugoslavya’dan sonra hukuk falan umursayan kalmadı. ABD -hemen her defasında onunla birlikte İngiltere de- uluslararası hukuku askıya alan onca harekata imza attı. Her ülkede ABD hegemonyasına ters görülen güçlere karşı saldırı yapabilir hale geldi. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra seviye atlandı. Irak, Afganistan ve Libya’da katliamlara girişildi.

Binlerce can aldılar.

Direnişlere karşı kendi askerlerini de kaybettiler elbette. İşte bu asker kayıpları çoğu kez üzerlerinde baskı yaratan en önemli ‘engel’ oldu. Reagan, baba-oğul Bush’lar, Clinton, Obama, Biden gibi farklı başkanlar döneminde ‘eksen değişimleri’ söz konusu edilse de ana hedef aynıydı: Soğuk Savaş sonrası dünyanın yükselen ekonomik gücü Çin ve ona müttefik olarak görülenler! Bu ülkenin yükselişi, ABD hegemonyası ve dünya kaynaklarının tek büyük sömürücüsü olabilme davası için asıl tehditti. Yukarıda andığımız ABD saldırılarının pek çoğunda asıl gerekçe bu güç mücadelesidir. Ne Iraklıların ne Afganların özgürlüğü falan değildir. Şimdi İranlıların da olmadığı gibi. Ancak kendi operasyonlarını da İsrail’in Filistin’de yaptığı gibi sakıncasız gördükleri katliamları da devam ettirirken, NATO’yu asla bir kenara atmadılar. Yakın dönemde öne çıkan örnek olay Ukrayna-Rusya savaşıydı. NATO lazım olmuştu! Bu kez Rusya’ya karşı, üstelik yıllar sonra genişletilip, yeniden formatlanarak yoluna devam ettirilmeye çalışılan NATO.

Şimdi İran’a yönelik saldırı ile geldiğimiz noktada solcu olmayan yazarlara bile, “Meğer komünizm dünyanın çivisiymiş” * diye yazılar yazdıran bir yere ulaşıldı. 

Türkiye’nin Kore savaşındaki ‘ucuz maliyetli asker’ rolündeyse aslında pek bir değişiklik olmadı. O zaman bizzat ABD’li yetkililerce “23 centlik asker” diye anılarak övülüyordu, ‘insan gücümüz’. Bugün Ukrayna merkezli olarak yenilenen NATO’nun “ön cephedeki koruyucu gücü” diye övülüyor yeri gelince!

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ortaya çıkan koşullarda, “Rusya ile de görüşen” hatta “gerekirse S-400 de alabilen” ülke gibi manzaralar yaratılmıştı. Ancak Hatay Dörtyol’a düşen mühimmat parçası üzerinden NATO övgüsü için söylenenlere bakınca bu örneklerin genel hikaye içerisindeki sıra dışı durumlar olduklarını anlayabiliyoruz. Genel durumu değiştirmeyen anomaliler… S-400 alınırken övülen iktidarın mensupları şimdi çıkıp ‘Neyiniz var da karşı çıkıyorsunuz’ diye İran’a akıl veriyorsa ‘normal’ görülen hâlâ “NATO’culuk” olduğundandır. NATO’culuktan da ne içeride ne de dışarıda hiçbir halk hayır görmemiştir.

NATO’nun kime lazım olduğunu görülüyor ki ‘ihtiyaç sahipleri’ açıkça söylüyor.

*Yusuf Ziya Cömert, Karar, 2 Mart 2026.


© Evrensel