menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Grev yasakları yok hükmünde

10 30
22.02.2026

Anayasa Mahkemesi, Birleşik Metal-İş Sendikasının 2017 yılında Asil Çelik iş yerinde başlattığı grevin yasaklanması üzerine yapılan başvuruda hak ihlali kararı verdi. Tam 9 yıl sonra gelen karar Evrensel’in geçtiğimiz cuma günkü manşetinde “5 lira 87 kuruşa grev yasağı” manşetiyle yer aldı. Çünkü AYM yasak kararıyla birlikte, başvurucu Birleşik Metal-İş’e 70 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar vermişti. Tazminatın grevin yasaklandığı dönemdeki değerine göre işçi başına ederi ise sadece 5 lira 87 kuruş oluyordu.

AYM kararı, sadece tazminat bakımından değil, geç verilmesi yönüyle de eleştirilmeyi hak ediyor elbette. Grev, daha iyi bir TİS imzalamak için başvurulan mücadele yöntemi olduğuna göre, grevi yasaklanan sendikanın bu imkanı elinden alınmaktadır. Bu nedenle üye işçiler maddi kayba uğramaktadır. Bireysel başvuruyu yapan sendika dahi daha iyi bir sözleşme yaparak aidat gelirlerini artırma hakkından mahrum bırakılmıştır. Ancak AYM maddi tazminat talebini reddetmiştir.

AYM’nin manevi tazminat için öngördüğü miktar da grev yasağı nedeniyle TİS imzalayamayan, zorunlu olarak Yüksek Hakem Kurulunun kararına uymak zorunda bırakılan başvurucu sendika için semboliktir. Bu tutarda bir tazminatın, bundan sonraki süreç bakımından yeni grev yasaklarını önleme işlevini yerine getiremeyeceği açıktır.

Evrensel’in AYM kararını manşetten eleştirel bir noktadan ele alması elbette yerinde olmuştur. Ancak bu karar, önceki benzer kararlarla birlikte, başka bir açıdan değerlendirilmeyi de hak ediyor.

Anayasa Mahkemesi, “Milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle” yasaklanan grevler bakımından bir ölçüt ortaya koymuş oldu. Birleşik Metal-İş’in açıklamasında da belirtildiği gibi AYM, yasaklamanın “Ekonomik bazı sonuçları olacak bütün grevlerin milli güvenliği bozabileceği” sonucunu doğurabileceğini ve “Anayasal haklara demokratik toplumda gerekli olmayan ve ölçüsüz müdahalelere yol açabileceğini” vurgulamıştır. Buradan çıkarılması gereken sonuçlardan birisi, soyut milli güvenlik gerekçesiyle grev yasaklamak Anayasa’ya aykırıdır. Yani yok hükmündedir.

AYM ayrıca, grev erteleme kararıyla “Anayasal bir hak olan grev ve toplu sözleşme hakkının kullanılmasının fiilen anlamsız hale geldiğini, toplu iş sözleşmesinin, grev erteleme kararı sonrası, ilgili yasa maddesi uyarınca Yüksek Hakem Kurulu tarafından bağıtlandığı, bu şekilde işçilerin toplu pazarlık imkanını kaybettiğini” ortaya koymuştur.

AYM’nin bu tespitleri yeni değildir. Kristal-İş ve 2018 yılındaki Birleşik Metal-İş kararlarında da benzer tespitler yapılmıştır. Bu itibarla artık grev yasaklarına ilişkin bir içtihat oluştuğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

AYM kararını değerlendirirken grev hakkının nasıl kazanıldığını hatırlamakta yarar var. Türkiye’de ve hatta dünyada küçük ve önemsiz istisnalar haricinde tüm haklar önce fiilen kullanılmış, sonrasında anayasa ve yasalarda yer bulmuştur. Bu genel tespit önemli bir kolektif mücadele aracı olan grev bakımından da geçerlidir. Grev, 1963 yılına kadar yasal bir hak değildi. Ama bu topraklar, Osmanlı’dan bu yana onlarca, yüzlerce greve tanıklık etmiştir.

Yine fiilen kullanılan bir hakkı zorunlu olarak yasal hale getirirken budamak, kullanım şartlarını zorlaştırmak Türkiye’nin bir gerçeğidir. Özellikle 12 Eylül rejimi sonrası grev hakkı “Çok zor kullanılabilen” ve “Kolayca yasaklanan” hukuki düzenlemelerle hak olmaktan çıkarılmaya çalışılmıştır.

Grev, meşakkatli bir sürecin sonunda ulaşılabilse de hâlâ anayasal bir haktır. Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler, hukuken bu hakkı pekiştirici bir rol oynamaktadır.

AYM kararlarını bu bakış açısıyla değerlendirmekten, yasal kısıtlamalara ve cumhurbaşkanına verilen yasaklama yetkisine rağmen, grev hakkını grevle kazanmaktan ve güvenceye kavuşturmaktan başka bir yol yok.


© Evrensel