menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kalubeladan Kürt sorununa: Tanımlamadan değişmeden dönüşme paradoksu

43 0
07.08.2026

Sınıfsal sorunlar ülkede ve dünyada kapitalizmle, kapitokrasi ile hegemon süreçlerin temel belirleyicisi haline gelmiş, ancak dünya ve toplumlar bir katmandan fazlasını da taşıyor. Patriyarşi, toplumsal cinsiyet ayrım ve ön yargıları tüm dünyanın ortak sorunlarından. Din/inanç grupları ve dil grupları da iki farklı katmanı oluşturuyor. Tüm bunlar ülkenin veya dünyanın somut yapısını ve bu yapıdaki ilişkili ögeleri oluşturuyor, kısmen özerklikleri bulunuyor.

Son dört yıllık süreç dikkate alınırsa kökleri çok eskilere giden toplumsal fenomenlerin birbiri ile ilişkili ikisi belli bir kırılma noktasına/geçiş eşiğine dayanmış durumda: Alevi sorunu ve Kürt sorunu.

CHP’nin parçalanması dahil pek çok siyasal sorun da bu sorunlarla ilişkileniyor.

“Türklüğün büyük teorisyeni Kürt Ziya Gökalp, Kürtlüğün büyük teorisyeni Türk İsmail Beşikçi” karşılaştırması var. Birincisi resmi yapıca baş tacı edildi, ikincisi cezalandırıldı. Bahçeli resmi sürecin başında, Demirtaş cezaevinde. Paradokslar çok.

Hepsi birlikte nasıl bir toplum olunacağı, bunun hangi toplumsal sözleşmelere dayandırılacağına varıyor.

Sözleşmeler de ontik mi, doğuştan, fıtrata/doğal yana mı dair, akıl bilim mi belirleyici, müzakere ile mi oluyor, her biri hem ilişkili hem de başka bir yere varıyor.

Tarihsel yapı ve zihniyetler: Değişmeden dönüşmüyor

Toplumsal sözleşme ile oluşmuyor her toplumsal olan, ardında devasa bir toplumsal tarih ve yapı var, her sözleşme de yeniden bu tarih ve bu yapıda bir yere karşılık geliyor, onun olumlu olumsuz değişim dönüşümüne karşılık geliyor

Değişmeden dönüşüm olması da mümkün gözükmüyor, ontik ve mantıksal olarak değişmeden dönüşmek imkansız.

Toplumsal olan her değişim dönüşüm bilinçli bir sözleşmeye karşılık gelmiyor, ama sözleşmeler de toplumsal değişim dönüşümlerin temel gösterge ve faktörlerinden biri.

Türkiye bu hafta ve bugün itibarıyla “PKK/KCK” kapsamında bir kanun teklifi ile, bu dolayımda bir değişim dönüşüm sürecinde bulunuyor, kanun teklifine de yansıyan genel eğilim değişmeden dönüşmek ama bunun böyle olması mümkün değil.

Dahası sözleşmenin kimler arasında bir akit olduğu da çok açık değil.

Toplumsal sözleşme bireysel akit değil sosyal siyasal akittir, anlık değil süreçseldir

Toplumsal sözleşmelerin bireysel sözleşme olmadığı, bireyle de ilgili olduğu ama tarafının da hedefinin de birey değil grup veya tüzel kişilik olduğu sözleşmelerdir. “Devletler” tanımlanmış durumda olduğundan devletler arası sözleşmelerin resmi taraflarının açık olduğu, ancak bir ülkenim veya dünyanın halkları arasında, halklar ile resmi devlet arasında nasıl bir sözleşme yapılacağı daha halk adına tarafının kimler olduğu sorusundan başlamaktadır.

Toplum sözleşmeleri ve halk sözleşmelerinin en zorlu tarafı temsil sorunudur. Kalubela, ilk ana sözleşme durumunda bile sözleşmeye bağlı kalınıp kalınmadığı da bunun neden niçinleri de sözleşmenin bir anda olup bitmediğini, bir süreç işi olduğunu, Araf’a kadar konu olduğunu göstermektedir.

Türsel toplumsal sözleşmeler türseldir, toplumsaldır, kişileri bağlar mı, çok zor bir soru. Bir tarihe dairdir, bir başka tarihteki halkları bağlar mı, hepsi zor sorular. En önemlisi halklar arasında değilse halkları bağlar mı?

Halklar arasında sözleşme ve dayanışma nasıl kuruluyor, resmi güçler........

© Evrensel