Değişen güç ilişkileri ve ABD saldırganlığı
Uluslararası gelişmeler ile kapitalist emperyalizm arasındaki ilişkileri karartan, emperyalizm kavramını kullanmamak için özel çaba gösteren yazarların imzasını taşıyan makale sayısı bir süreden beri dikkat çekici şekilde artış gösterdi. Trump yönetimindeki ABD oligarklar çetesinin askeri-siyasal ve iktisadi politikalarını, Amerikan emperyalizminin “Hegemonik güç olmaktan çıkması” dolayısıyla yaşanan sancılarla ilişkilendiren, Çin’in uluslararası girişimlerini tedarik üssü olması dolayımında ekonomik-diplomatik kapsamıyla sınırlı gösteren bu yazarlara göre, başlıca büyük güçler arasındakiler dahil olmak üzere yaygın gerginlik ve çatışma verileri “eski ve kurallı dünya düzeni”nin bir daha asla onarılamayacak yıkılışına ve fakat yeniye geçişin henüz olanaklı olmaması nedeniyle de sancılı araf haline işaret ediyor.
Gazete makalelerinde ve dijital platformlarda, Davos’taki söz düellosu, tehdit içerikli açıklamalar ve özellikle de Kanada Başbakanı Mark Carney’in konuşmasını, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemin kapitalist düzeninde büyük kopuş ve yol ayrılığının “en çarpıcı” göstergelerinden biri olarak işaret eden çok sayıda yorum yapıldı. Carney, Davos‘taki konuşmasında, “Nostalji bir strateji değildir; artık bir geçiş döneminde değiliz, kuralların, ittifakların ve hatta gerçekliğin parçalandığı bir kopuş anındayız” diyor, postmodern-postyapısalcı liberal ideologların parçalılık argümanlarıyla mevcut kaotik durum arasında bir tür ilişki kuruyordu. Ona göre, eski düzen artık sürmemekteydi-süremezdi. Güçler arası ilişkilerde kural ortadan kalkmıştı; ittifaklar geçersizleşiyor ve kopuş yaşanıyordu. Büyük güçlerin ekonomik dayatmaları, kural tanımazlığı ya da kendi çıkarları için seçiciliği, Kanada ve AB devletleri gibi “orta güçler”i(!) stratejik özerklikler inşa etme, ortaklaşma ve yeni ittifaklar ihtiyacıyla karşı karşıya getirmişti.
Mevcut “dünya düzeni”nin “çatırdamakta olduğu” söylenebilir. Eski ittifak güçleri arasındaki ilişkilerde yaşanan sorunların boyutlandığı bir dönemdeyiz. Dünya pazarında hakim güçlerin pay oranları, üretim güçlerinin yanı sıra mali-askeri ve diplomatik bağlantılarınca da belirlenmek üzere değişmektedir. Bu değişim, özellikle ticari kavgalar, gümrük politikaları, stratejik alanlara ve değerli maden-mineral rezervlerine sahip olma hedefli ataklarla son yıllarda giderek daha belirgin biçimde görünür oldu. Emperyalist büyük güçler başta olmak üzere kapitalist dünyada, amiyane söyleyişle güçlünün borusu ötmektedir. Mali ekonomik ve askeri bakımdan en güçlü durumdakilerin, diğerlerine kendi çıkarlarını “yeni kural” olarak dayatmaya daha fazla yöneldikleri bir dünya bu. Bir yandan NATO’nun dağılması üzerine rivayetler uydurulur diğer yandan NATO’nun genişletilmesi girişimleri........
