ALMANCA HALAMIN EVİNDE EMANETÇİ KALMAK
Bahar, her yıl olduğu gibi bu yıl da sessizce geldi. Ama bu geliş, diğerlerinden farklıydı. Sanki zamanın içinden süzülüp gelen bir hatıranın kapısını araladı. Erguvanların kokusu, ansızın burnuma çalındığında, sadece bir çiçeğin kokusu değildi bu… İçimde yıllardır suskun kalan bir çocuğun sesi, bir anda uyanıverdi.
Ve kendimi, ilkokul ikinci sınıfta, Kırşehir’e yeni taşındığımız o günlerde buldum.
Dedemin bize yaptığı o üç göz, bir dam ev… Duvarları yorgun, kapıları gıcırdayan, ama içinde bir ailenin kalbinin attığı bir yerdi. Evin içi ne kadar küçükse, dışındaki dünya o kadar büyüktü bizim için. Ama o dünyanın içinde bile, bir korku köşesi vardı… Evin yaklaşık yüz metre aşağısında, sanki terk edilmiş bir hatırayı andıran o eski tuvalet.
Her gidişim bir cesaret sınavıydı.
Her dönüşüm, küçük bir zafer.
Korkunun ne demek olduğunu ilk orada öğrenmiştim belki de.
Ama hayat, çocuk kalbine hep aynı duyguyu vermez. Bir gün gelir, korkunun yerini heyecan alır. İşte o günlerden birinde, Almanya’da yaşayan halam ve eniştemin evine “emanetçi” olarak taşınma........
