DAVOS'DA TRUMP'I DİNLERKEN DÜŞÜNDÜKLERİM; EVRENSEL İLKELERDEN ÇIPLAK GÜCE DOĞRU...
İnsanoğlu olarak bilinen tarihimiz boyunca bireyi bireylere, toplumu toplumlara, devletleri diğer devletlere karşı koruyabilmek için felsefe, din, ahlak ve bilimsel verilerle ürettiğimiz kurallar ürettik. Bu doğrultuda yol alırken çok pahalı bedeller ödedik, acımasız zamanlar yaşadık, gücün sınırsız bırakılmaması gerektiğini öğrendik.
Bu yüzden ilerleme dediğimiz olgudan anlamamız gerekenin de yeni teknolojiler, silahlar icat etmekten ve yeni ideolojiler üretmekten değil, gücü sınırlayacak kurallar koymaktan geçtiğini kavradık.
Hukuk böyle doğdu.
Ahlak böyle anlam kazandı.
Devlet olma fikri anomi ve keyfîliğin yerine böyle ikame edildi.
Çünkü insan, gücü eline geçirdiğinde ölçüyü kaybetmeye ilkel dürtülerine meyyaldir.
Yüzyıllar boyunca savaşlardan, yıkımlardan ve kitlesel felaketlerden sonra ortak bir akla vardık:
Güç sınırsız olamaz.
Kuralsızlık istisna değil, felakettir.
İlk yazılı kutsal metinlerden, Magna Carta’dan insan hakları bildirgelerine, güçler ayrılığından uluslararası sözleşmelere kadar geliştirilen tüm evrensel ilkelerin ortak amacı şuydu:
“Gücü hukukla terbiye etmek.”
Fakat bugün, garip bir tarihsel kırılmanın eşiğindeyiz.
İnsanlık, bin bir bedelle inşa ettiği bu ilkeleri, “yavaş”, “etkisiz” ya da “fazla sofistike” bularak kenara itiyor.
Yerine ne koyuyor?
Güç,
Kuvvet, Fiilî durum...
Kurallar yeniden “engelleyici” ilan ediliyor; güç ise “çözüm” diye pazarlanıyor.
İroni tam da burada başlıyor:
Kuralları zayıflatanlar, bunu çoğu zaman “düzeni sağlamak” adına yapıyor.
Hukuku esnetenler, “istikrar” söylemine sığınıyor.
Uluslararası normları hiçe sayanlar, “egemenlik” kelimesini kalkan olarak kullanıyor.
Sonuçta ortaya çıkan şey ne hukuk, ne istikrar, ne de egemenliktir.
Ortada yalnızca gücü yetenin konuştuğu, yetmeyenin sustuğu bir düzen vardır.
Bu dönüşüm yalnızca devletler düzeyinde yaşanmıyor.
Toplumlar da aynı dili benimsiyor.
Hak talebi yerini sadakate,
adalet........
