YOKSULLUK ARTIK AÇ BIRAKMIYOR AMA KÖTÜ BESLİYOR
Eskiden yoksulluk denildiğinde gözümüzün önüne açlık, yetersiz beslenme ve zayıf bedenler gelirdi. Bugün ise insanlar yoksullaştıkça daha sağlıksız besleniyor, daha fazla kilo alıyor ve daha fazla hastalanıyor. Bu ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de aslında çağımızdaki gelir adaletsizliğinin sofraya yansımış halidir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 2022 yılında dünyada 2,5 milyar yetişkin insan fazla kiloluydu, bunların da 890 milyondan fazlası obezdi. Bu verilere göre yetişkin obezitesi 1990'dan bu yana iki kattan fazla, çocuk ve ergenlerde ise dört kat artmış.
Demek ki obezite sadece zenginlik ve aşırı tüketim hastalığı değildir. Bilakis giderek yoksulluğun da hastalığıdır.
GIDA ÇÖLÜNDEN GIDA BATAKLIĞINA
Dünyada bu yeni yoksulluğu anlatan iki önemli kavram var: Gıda çölü ve gıda bataklığı.
Gıda çölü, insanların yaşadıkları çevrede taze sebzeye, meyveye, kaliteli proteine ve sağlıklı temel gıdalara makul fiyatlarla ve düzenli biçimde ulaşamadıkları yerleri ifade ederken gıda bataklığında ise yiyecek yokluğu değil, tam tersine yiyecek bolluğu var. Ancak bu ortamda, insanın çevresi fastfood, şekerli içecek, cips, bisküvi, paketlenmiş ürünler ve yüksek kalorili, düşük besin değerli gıdalarla kuşatılmıştır.
Kısacası gıda çölünde sağlıklı gıdaya ulaşamıyorsunuz, gıda bataklığında ise sağlıksız gıdadan kaçamıyorsunuz.
Varsayalım ki asgari ücretten başka geliri olmayan ve dört kişilik ailesini geçindirmeye çalışan bir anne veya baba markete girdiğinde önündeki temel soru “hangisi daha sağlıklı?” sorusundan ziyade “cebimdeki parayla çocuklarımın karnını en fazla neyle doyurabilirim?” sorusu olacaktır / olmaktadır.
KALORİ UCUZ, SAĞLIK PAHALI
FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre dünyada yaklaşık 2,8 milyar insan, sağlıklı bir beslenme düzeninin maliyetini karşılayamıyor. Demek ki, sağlıklı beslenme giderek satın alınması gereken bir ayrıcalığa dönüşüyor. Geliriniz yeterliyse balıkla et, cevizle badem, mevsim meyveleriyle kaliteli süt ürünleri arasında tercih yapabilir, ürünün etiketini okuyup şekerine, katkı maddesine, proteinine bakabilirsiniz. Ancak geliriniz yetersizse baktığınız ilk şey haliyle ürünün “fiyat”ıdır. Ardından elinizdeki parayla kaç kişinin karnını doyurabileceğinizin hesabını da yapmak kaçınılmaz olacaktır. Böyle olunca damak zevkini öncelemek gibi bir lüksünüz, sağlıklı beslenmeyi sağlayabilmek gibi bir imkânınız olamayacağı için zorunlu olarak günleriniz mutfak bütçesi matematiği yapmak ve hesaplamakla geçecektir. Bunun doğal sonucu olarak ekmek, makarna, pirinç, patates, hamur işi, şekerli ve yüksek kalorili ürünler sofrada daha fazla yer tutmaya başlar.
Bir kilogram etin fiyatıyla kaç paket makarna alınabildiğini hesaplayan bir aileye televizyondan “dengeli beslenin!” tavsiyesi vermek kolaydır lakin zor olan, o aile için dengeli beslenmeyi ekonomik olarak mümkün kılabilmektir.
OBEZİTE GERÇEKTEN KİŞİSEL BİR KUSUR MU?
Yıllardır obeziteyi bireysel iradeye bağlayarak açıklamayı seviyoruz. Emir kipiyle, “az yesin, spor yapsın, çocuğuna cips almasın!!!” vb cümleleri kurarak ahkam kesmeye bayılıyoruz. Elbette, tabii ki bireysel sorumluluk vardır. Her şey beyinde başlar, beyinde biter. Ama bütün faturayı bireye kesmek, siyasal ve........
