Ortaklara borçlar ve sermaye artırımında vergi indirimi ikilemi
Burcu ALPTEKİN
Vergi Müfettişi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) mündemiç olduğu düzenlemeler ışığında, sermaye artırımı konusu, şirketlerin finansal yapılarının güçlendirilmesi, piyasa içi rekabet gücünün artırılması ve sürdürülebilir büyümenin teminat altına alınması amacına hizmet eden, hem hukuki hem de mali açılardan son derece önemli ve çok boyutlu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle sermaye artırımının nakdi sermaye artırımı biçiminde gerçekleştirilmesi durumunda, mevzuat tarafından sağlanan deyim yerindeyse çeşitli vergi teşvikleri ve istisnalar, şirketlerin özkaynaklarını artırmalarına olanak sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda finansman maliyetlerini minimize ederek, şirketlerin ekonomik yapısının sağlamlaşmasına ve sermaye piyasalarındaki itibarının güçlenmesine zemin hazırlamaktadır. Ancak, uygulamada şirketlerin, ortaklarına karşı olan borçlarını yani finansal yükümlülüklerini sermayeye ilave etmek suretiyle yaptıkları sermaye artırımları bağlamında, söz konusu işlemin KVK’nın 10/ı maddesinde düzenlenen nakdi sermaye artışı kapsamında vergi matrahından indirilebilecek faiz giderleri ile ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği hususu, ne mevzuatın açık metni ne de mevcut idari uygulamalar bağlamında kesin bir sonuca ulaşmayı mümkün kılmamış olup, tartışmalara ve yorum farklılıklarına kapı aralamıştır.
Bu karmaşık ve hassas mesele, sadece teknik bir vergi muhasebesi sorunu olmaktan öte, şirketlerin finansal stratejilerinin şekillendirilmesi, maliyet etkinliği ve mevzuat uyumluluğu açısından da kritik bir öneme sahip olduğundan, hukuki normlar, mali idarenin özelge uygulamaları, yargı mercilerinin vermiş olduğu kararlar ve akademik literatür dikkate alınarak çok yönlü ve derinlemesine bir inceleme gerektirmektedir. Dolayısıyla bu günkü yazımız ile sermaye artırımının nakdi kısmına ilişkin yasal çerçeveyi titizlikle ele alıp, bu çerçevede ortaya çıkan yorum ve uygulama farklılıklarını bütüncül bir perspektifle değerlendirmeyi; ayrıca, özelge ve içtihatlar ışığında şirketlerin bu konuda -mevzuatın amirliği çerçevesinde- nasıl bir yol izlemesi gerektiğine dair özgün ve kapsamlı bir çözüm önerisi geliştirmeyi hedeflemekteyiz.
Bu bağlamda, sermaye artırımlarının vergi teşvikleri kapsamında değerlendirilmesi, hem vergi hukuku disiplininde hem de ticaret hukuku ve finansal yönetim alanlarında oldukça önemli ve bir o kadar da güncel bir konu olup, şirketlerin finansal yönetim süreçlerine ilişkin uygulamalarında dikkate almaları gereken kritik hususları da bu minvalde içinde barındırmaktadır.
Peki, Nedir Ortaklara Olan Borçların Sermayeye Eklenmesinin Hukuki Dayanağı Ve Mevzuatın Özü?
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 127. maddesi, sermayeye dahil edilebilecek değerler arasında özellikle para ve para ile ölçülebilen alacakların başta geldiğini açık ve kesin ifadelerle düzenlemiş olup, bu düzenleme kapsamında söz konusu alacakların sermayeye konulabilmesi için taşınması gereken birtakım hukuki ve teknik nitelikteki şartları ortaya koymakta, özellikle de bu alacakların devredilebilir olması ve kesinleşmiş bir mahiyette bulunması gerektiğine vurgu yaparak, bu unsurların gerçekleşmemesi halinde sermayeye ekleme işleminin hukuki geçerliliğinin tartışmaya açık hale geleceğini göstermektedir; zira sermaye artırımı işlemleri, hem şirketin tüzel kişilik yapısı ve sermaye yapısının korunması hem de üçüncü şahısların ve alacaklıların haklarının korunması açısından ticaret hukuku ve sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde oldukça hassas ve titizlikle düzenlenmiş işlemler arasında yer almakta olup, bu doğrultuda şirketin ortaklarına olan borçlarının sermayeye eklenmesi, teknik anlamda, ortakların şirkete karşı sahip olduğu alacakların sermaye unsuru olarak şirketin aktifine dâhil edilmesi anlamına gelmekte ve bu işlem, yalnızca şirketin mali yapısını güçlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda ortaklar ile şirket arasındaki finansal ilişkilerin hukuki niteliğini ve tarafların ekonomik çıkarlarını doğrudan etkileyen ve dolayısıyla hukuki sonuçları bakımından hem ticaret hukuku ilkeleri hem de vergi hukuku normları ile sermaye piyasası düzenlemeleri kapsamında titizlikle değerlendirilmesi gereken bir işlem haline gelmektedir; buna ek olarak, söz konusu sermaye artırımı işleminin nakdi sermaye artırımı kapsamında mı değerlendirileceği yoksa bilanço içi mahsup işlemi olarak mı nitelendirileceği hususu, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 10/ı maddesinde düzenlenen ve özellikle faiz indirimi uygulaması bağlamında şirketlerin teşviklerden yararlanma haklarını doğrudan etkileyen ve sınırlandıran kritik bir ayrım teşkil etmekte olup, bu nedenle, şirketlerin kendi ortaklarına olan borçlarını sermayeye ekleyerek gerçekleştirecekleri sermaye artırımlarının hukuki mahiyeti ve vergi mevzuatı açısından getireceği sonuçların dikkatli bir şekilde analiz edilmesi, ilgili mevzuat hükümlerinin bütüncül bir yorumuyla birlikte, hem ticari teamüller hem de maliyet ve vergi planlaması açısından devasa bir öneme sahiptir.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/ı Maddesi Kapsamında Nakdi Sermaye Artırımı Nedeniyle Ortaya Çıkan Faiz Giderlerinin Matrahtan İndiriminin Yorumsal Çerçevesi;
6637 sayılı Kanun’un 2015 yılında yürürlüğe giren ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/ı maddesinde düzenlenen hüküm, sermaye şirketlerinin ticaret siciline tescil edilmiş nakdi sermaye artışlarının, bu sermaye artışlarının finansmanı kapsamında doğan faiz giderlerinin kurumlar vergisi matrahından indirilebilmesini mümkün kılmak suretiyle, şirketlerin finansal yapısının güçlendirilmesine yönelik kritik bir teşvik mekanizması sunmaktadır. Bu yasal düzenlemenin temel hedefi, sermaye piyasalarının sağlamlaştırılması ve şirketlerin dış finansman ihtiyacının azaltılarak özkaynaklarının artırılması yoluyla, ekonomik büyüme, yatırım kapasitesinin geliştirilmesi ve istihdamın desteklenmesine katkı sağlanmasıdır.
Ancak, mevzuatın lafzı itibarıyla, “nakdi sermaye artışı” ifadesi, ticaret siciline tescil edilmiş ve gerçek anlamda nakit olarak şirkete giren sermaye tutarını ifade etmekte olup, bu kapsam dışındaki sermaye artırımı yöntemleri - özellikle ortakların şirkete mevcut alacaklarını sermayeye ilave etmeleri suretiyle yapılan sermaye artışları - bu düzenlemenin kapsamında değerlendirilmemektedir. Çünkü bu tür işlemler, şirketin dışından gelen yeni bir kaynağı değil, şirket içindeki kaynakların sermaye kalemine aktarımını temsil etmekte ve dolayısıyla “nakdi” sermaye artışı olarak tanımlanan gerçek nakit girişini oluşturmadığından, bu işlemlere KVK’nın 10/ı maddesi uyarınca faiz giderlerinin matrahtan indirimi hakkı tanınmamaktadır.
Bununla birlikte, uygulamada ve doktrinde, mevzuatın amaç ve gerekçelerinin - finansal yapının güçlendirilmesi, sermaye yeterliliğinin artırılması ve ekonomik büyümeye pozitif katkı sağlanması........© Ekonomim
