Entegre raporlama: Geleceği yönetmenin yeni dili
Entegre raporlama, bir rapor formatı değil, belirsizlik çağında iş modelini yeniden kurmanın, sermayeyi doğru yere yönlendirmenin ve uzun vadeli değeri yönetmenin stratejik dili konumunda. Kalkınmanın merkezine yerleşen entegre düşünce; şirketler, piyasalar ve kamu için sürdürülebilir geleceğin ortak dili haline geliyor. Entegre Raporlama Derneği Türkiye’nin 10 yıllık yolculuğu, belirsizlikler, iklim riski ve sermaye baskısı altında iş modellerinin nasıl dönüştüğüne dair güçlü bir fotoğraf sunuyor.
Entegre Raporlama Derneği Türkiye (ERTA) geçtiğimiz günlerde 10. Yılını kutladı. ERTA’nın kuruluşu, Türkiye’nin kalkınma anlayışındaki dönüşümün sembolü niteliğinde. Önümüzdeki dönemde sadece işletmelerin değil, toplumun bütün kesimlerinin “entegrasyon çağında değer yaratma” sürecine katılmasını hedefleyen ERTA, “Bugün, entegre düşünce bir raporlama biçimi değil; sürdürülebilir bir gelecek için yeni bir kalkınma dili” diyor.
“ERTA üyeleri bugün Türkiye Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın yaklaşık % 12’sine karşılık gelen, 2,5 trilyon TL’yi aşan bir ciro büyüklüğünü temsil ediyor. Bu büyüklükteki kurumların entegre raporlamayı benimsemesi ve yıllardır uyguluyor olması; konunun bir iletişim ya da uyum aracı olmanın ötesine geçtiğini, kurumsal yönetişimden sermaye piyasalarına kadar uzanan stratejik bir yönetim modeli haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor” yorumunu yapan ERTA Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Güler Aras’la bu 10 yılı ve raporlamanın geleceğini konuştuk.
“Entegre raporlama, başlangıçta ağırlıklı olarak paydaş iletişimi çerçevesinde ele alınırken; bugün şirketlerin iş modellerini yeniden kurguladığı, sermaye tahsis kararlarını yönlendirdiği ve risk–fırsat dengesini bütüncül biçimde yönettiği temel bir çerçeve haline geldi. Bu yeni dönemde raporlama, yalnızca geçmiş performansı açıklayan bir araç değil; belirsizliklerin arttığı küresel ortamda, kurumların geleceği nasıl okuyacağını, nasıl konumlanacağını ve uzun vadeli değeri nasıl yöneteceğini ortaya koyan stratejik bir pusula işlevi görüyor. Bu değişim, küresel regülasyonlar ve yatırımcı beklentileriyle hızlanan yapısal bir dönüşümün doğal bir sonucu. Şirketlerin finansal performansı ve başarısı, uzun vadeli değer yaratımını ne ölçüde kurgulayabildikleriyle doğrudan ilişkili. Türkiye’de faaliyet gösteren şirketler de bu küresel yönelime paralel biçimde, entegre düşünceyi operasyonel kararların ötesine taşıyarak yönetim kurulu seviyesinde sahiplenen bir olgunluk aşamasına ulaşmış durumda. Bugün şirketlerin sorduğu temel soru ‘nasıl daha iyi raporlarız?’ değil; ‘iklim krizi, kaynak kısıtları, tedarik zinciri........
