İran savaşı gölgesinde 22 Nisan’da TCMB’nin gerçek sınavı
Merkez bankacılığı, sakin zamanlarda bile yalnızca “faizi artırdı mı, indirdi mi?” başlığıyla okunamaz. Bugün ise hiç okunamaz. Çünkü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 22 Nisan 2026 toplantısı, sıradan bir faiz toplantısı değil; savaş, enerji şoku, kur hassasiyeti ve büyüme kaybı arasında verilecek bir denge sınavıdır.
Aynı anda Türkiye’de Mart 2026 yıllık TÜFE yüzde 30,87 seviyesinde bulunuyor; yani dezenflasyon devam ediyor gibi görünse de fiyat baskısı hâlâ yüksek. Buna bir de İran savaşı nedeniyle yükselen enerji maliyetleri eklenince, Merkez Bankası’nın önündeki problem tek boyutlu olmaktan çıkıyor. Bugün TCMB’nin önündeki soru “faiz ne olsun?” değil, “güven kaybı olmadan bu fırtına nasıl yönetilsin?” sorusudur.
Sorunun merkezinde şu var: Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomi ve Petrol ve gaz fiyatlarındaki her kalıcı sıçrama sadece pompa fiyatını artırmaz; üretim maliyetlerini, lojistiği, cari açığı, döviz talebini ve nihayet enflasyon beklentilerini yukarı itmektedir. IMF’nin Nisan 2026 görünümünde Türkiye’nin 2026 büyüme tahminini yüzde 4,2’den yüzde 3,4’e çekmesi de bu nedenle önemlidir; savaş sadece fiyatları değil, büyüme temposunu da zayıflatıyor. IMF aynı raporda 2026 için Türkiye enflasyon ortalamasını yüzde 28,6, cari açığı ise GSYH’nin yüzde 2,8’i olarak öngörüyor. Yani Türkiye aynı anda hem daha pahalı enerjiye, hem daha kırılgan dış dengeye, hem de daha zayıf büyüme hızına maruz kalıyor. Bu üçlü baskı, para politikasını otomatik değil, koşullu hale getirmektedir.
TCMB’nin elinde de zaten klasik bir “rahatlama alanı” yok. Reuters’ın 5 Nisan tarihli haberine göre Merkez Bankası gevşeme döngüsünü yüzde 37’de durdurdu, gecelik faizi yaklaşık yüzde 40’a yükseltti ve lirayı savunmak için büyük çaplı döviz ve altın satışı ile swap işlemlerine başvurdu. Aynı haberde rezervlerin bir ayda yaklaşık 55 milyar dolar azaldığı, altın rezervlerinde de iki haftada kayda değer düşüş olduğu belirtiliyor. Bu bize çok net bir şey söylüyor: Kâğıt üzerinde politika faizi yüzde 37 olabilir, ama fiili para politikası zaten daha sıkı bir koridorda yürütülüyor. Merkez Bankası yalnızca faizi değil, likiditeyi, rezervi ve kur savunmasını da aynı anda kullanıyor.
Burada en kritik eşik, arz şokunun davranışları bozup bozmayacağıdır. Petrol arttı diye otomatik faiz artırımı gelmez; fakat petrol şoku kurda yeni bir bozulma, fiyatlama davranışında çözülme ve “nasıl olsa her şey pahalanacak” psikolojisi üretirse, o zaman Merkez Bankası daha sert davranmak zorunda kalır. Merkez........
