menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Venezuela başlangıç mı, son mu?

44 0
05.01.2026

Tarihin yeni bir “ABD eliyle özgürleştirilme(!)” anındayız. Göründüğü kadarıyla büyük şey­tanlardan bir tanesi daha etkisiz hale getirilmiş durumda. Amerikan askeri ve istihbari gücünün düşmanlarına korku saldığı kusursuz bir operas­yonla yatağından alınan Venezuela devlet başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban.

Üzerine giydirilmiş Nike eşofmanı ve elleri kelepçeli fotoğ­rafıyla dünya medyasına servis edilmiş görüntüsü içler acısı. Kuşkusuz Maduro’nun otoriterliği, kö­tü yönetimi, narkotik trafiğiyle ilişkisi ya da meş­ruiyeti konusunda uluslararası kamuoyunda her zaman tartışmalı bir kanaat vardı. Ancak ABD bas­kısı karşısındaki dik tutumunun küresel kamuo­yunda belli bir sempati uyandırdığı da bir gerçek.

Venezuela devlet başkanının kendi evinde bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi durumu kamuoyu nezdinde eleştirilse de devletler düzleminde yalnızca “endişeliyiz” “kaygıyla izli­yoruz” “kınıyoruz” türünden tepkiler gelmesi dik­katlerden kaçmıyor. İnsanların büyük kötüye karşı çıkan küçük kötülere yani kötünün iyisine yönel­meleri şaşırtıcı değil; peki ya devletler? Onlar ne­den görece sessiz bir bekleyiş içerisindeler? Dip­lomasiye ne oldu? Uluslararası kurumlar, hukuk, normlar, küresel etik nerelerde?

Isaiah Berlin “seçimlerimiz iyi ile kötü arasın­da değil kötü ile daha az kötü arasındadır” derken, özgürlük ya da ahlak kavramlarının soyut idealler olarak değil somut tehdit ve zorunluluklar içeri­sinde anlam kazandığını söyler. Bu nedenle siyasal aktörler genellikle doğru olanı değil, daha az yıkı­cı olanı seçmeye meyillidirler. Kısaca siyasette se­çimler doğruyu aramaz; daha az yıpratacak, daha güvende hissettirecek ve daha düşük maliyetli se­çenek bulunur ve o, “doğru” olarak yapılandırılır.

Uluslararası ilişkiler sisteminin dinamiği de ço­ğunlukla böyle........

© Dünya