menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump’ın psikopolitik dokunuşu

39 0
26.01.2026

Monroe Doktrini’nin güncellen­miş bir versiyonu olan “Don­roe Doktrini” (Donald Monroe) ge­nellikle ABD’nin stratejik coğrafya­lara yayılma stratejisi olarak okunsa da durum ondan ibaret değil. Olayın bir de psikopolitik boyutu var. Zira Donroe, yalnızca haritaları değil zi­hinleri de hedef alan bir yaklaşım. Özenle ve adım adım hayata geçiri­len, devletler kadar devlet olmayan aktörleri de kendi çerçevesine alan bir büyük stratejinin başlangıcına işaret ediyor.

Donroe Doktrini ABD’nin, dış tehdit­lere karşı savunma iddiasıyla dost ola­rak tanımladığı ülkeleri askeri güvence altına alması üzerine değil, aksine dün­yanın tehlikeli bir yer olduğuna ve kim­senin güvende olmadığına dair bir inan­cı yaymaya odaklanıyor. Üstelik bu yak­laşım sadece küresel ortamda değil, ABD topraklarının bütününde de geçerli. Zira yeni Trumpizm krizi çözülmesi gereken bir sorun olarak değil, iktidarın bizzat kaynağı, bir yönetim biçimi olarak algı­lıyor. Kitleleri mobilize ediyor; muhalif­leri gayrimeşru ilan ediyor ve bu gayri­meşruluğun içerisinde geleneksel kural ve kurumların yetersizliğini göstere­rek, siyasi merkezi temsil eden liderli­ği de yönetme becerisi olan tek kurum olarak sunuyor. Kısaca tasarlanmış bir kaos ortamında krizleri sürekli kılarak, tehdit algısını daimi bir korku rejimi­nin tamamlayıcısı haline getiriyor.

Monroe Doktrini, özünde stratejik bir hamle olarak görülse de kolektif bir kimlik beyanını da içinde barındırıyor­du. Hiçbir kolektif kimliğin bir “öteki” tanımı olmadan kurulmayacağını bili­yoruz; nitekim Amerikalılık kimliği de bundan muaf değildi. 19. yüzyılda ilan edilen Monroe Doktrini ötekinin tarifini Napolyon savaşlarından yorgun düşmüş Avrupa’nın tiranlığı ve karanlık geçmişi olarak kodlarken; Batı Yarımküreyi ise özgürlük ve gelecek fikrinin taşıyıcısı biçiminde tasavvur etmişti. Bu şekilde Amerikan halkına şu........

© Dünya