Sahibinden satılık vatan
ABD Başkanı Trump’ın Grönland’ı ve diğer bazı toprak alanlarını satın alma fikrini gündeme getirmesi karikatürize edilmiş bir imparatorluk hevesinin uzantıları gibi görünse de bu talep ilk değil ve üstelik irrasyonel de değil. İlk anda Trump’ın Nobel ödülüne ya da Papalık koltuğuna talip olması gibi bir şey olarak görülse de durum ciddi. Üstelik NATO üyesi ülkelerin gönderdiği 1-2 sembolik askerin yarattığı çaresizliğin yıkıcı görüntüsünü de yok edemiyor. Sadece coğrafyalar ve sınırlar değişmiyor; Soğuk Savaş sonrası kurulan uluslararası kurumlar, sistemler, ön kabuller ve değerler sistemi de çözülüyor.
Artık egemen devletlerin dokunulmaz sınırlarının karşılıklı kabulü diye bir olgu geçerli değil. Bir başka devletin yani Venezuela’nın kendi topraklarından devlet başkanları kaçırılabiliyor; bir başka ülkenin yani Ukrayna’nın işgal edilmiş toprakları neredeyse bir savaş ganimeti gibi pazarlıkla (toprağın sahibinin izni olmadan) Rusya’ya devredilmesi normalleşiyor; Gazze’de milyarların gözü önünde işlenen bir soykırımın faili, İsrail başbakanı olarak ABD ya da Yunanistan’da hiçbir şey olmamış gibi uluslararası antlaşmalar yapabilip diplomatik kabul görebiliyor vs. Artık uluslararası ortamda şaşırtıcı hiçbir durum yok.
Esasen egemen devletlerin karşılıklı birbirinin sınırına saygılı olması prensibi 1648 Vestfalya’dan bu yana geçerli. Ne zaman bu prensipler ortadan kalkıyor derseniz, savaş zamanlarında diyoruz; diyorduk. Zira bir toprak parçasının sahibinin isteği ya da onayı olmadan el değiştirmesi ya bir savaşın öncesinde ve onun nedeni olarak söz konusu olabilir diye düşünürdük. Oysa tarihe bakıldığında evlilikler, çeyiz ve hediye olarak, pazarlık sonucu veya satılarak gönüllü bir biçimde toprak değişimlerinin varlığı eski dönemlerde kalsa da hep vardı. Bizim içinde........
