menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kamuculuğun değişen anlamı

11 0
19.02.2026

Neoliberalizm yol açtığı eşit­sizlikler her geçen gün tüm dünyada dikkat çekiyor. Bazı ülkeler ve düşünür­ler bu eşitsizlikleri düzeltecek tedbirler konusunda yeni fi­kirler üretiyor, yeni politikaları kendi ka­muoylarında tartışıyorlar.

Çare olarak görülen yollar­dan biri de “kamuculuk”.

Bu kavram ne bizim ne de dünya kamuoyu için yeni de­ğil. Daha önce de gündemdeydi ve XX. yüzyıl ekonomilerinin maruz kaldıkları bazı sorunla­rın çözümü kamuculuk mantı­ğı çerçevesinde sağlandı. An­cak o günlerin sorunlarının ni­teliği ile o günlerdeki kurumsal yapıların farklı oluşu kamucu­luğun anlamını zaman içinde değiştirdi.

Sanayileşme ve kamuculuk

XX. yüzyılın başlarında sana­yi zenginliğin kaynağı olmaya başladı ve bu bağlamda ülkele­rin kalkınabilmeleri için ser­maye birikimlerinin önemi or­taya çıktı.

O günkü kapalı ekonomik ya­pıların içinde ülkelerin kurum­sal yapılarında görülen aksak­lıklar bir yana bırakılırsa, top­yekûn bir sanayileşeme için gerekli birikime sahip olmayan bu ülkelerin ekonomileri ağır­lıklı olarak tarıma dayalıydı. Tarıma dayalı geleneksel eko­nomik yapılar ülkelerin hızlı ve yeterli büyüklükte sermaye bi­rikimi sağlamasına olanak sağ­layamadığı gibi, ülkelerin sa­nayileşebilmelerinin önünde önemli bir engel oluşturuyor­du.

Kamuculuğun bir uzantı­sı olarak devletçilik birçok ge­lişmekte olan ülkede işte böy­le bir ortamda devreye sokuldu.

Bu dönemdeki kamuculuğun anlamı kamu eliyle sermaye bi­rikimi sağlamaktı.

Bu amaçla kamu işletmeleri kuruldu.

Özel sektörün giremeyece­ği ama üretimin zorunlu oldu­ğu alanlarda kamu üretim yap­tı. Ekonomiler kapalı olduğu ve yapılan üretimin dış pazarlar­dan ziyade ülkenin kendi ihti­yaçlarını karşılamak için yapıl­dığı için ölçek ve rekabetçilik dikkate alınmadı.

Hizmet sektörü yükselirken kamuculuk

Peki XXI. yüzyıl dünyasında durum aynı mı?

Elbette kurumsal farklılıklar çok büyük. Öncelikle ekonomi­ler dünya ile bütünleşmiş, sa­nayide özel kesim için serma­yeye erişebilirlik sorunu es­ki önemini yitirmiştir. Bunun yerini uluslararası pazarda re­kabetçilik için “ölçek” sorunu almıştır. Günümüz kamucu­luğunun bu sorunun giderile­bilmesi için özel sektörler bir­likte hareket etmesine ihtiyaç vardır.

Diğer bir konu ise bugün Tür­kiye gibi ülkelerin maruz kal­dıkları “teknoloji açıklarıdır”. Bu açıkların giderilmesi ve ül­kede tüm özel kesimin yarar­lanabileceği bir ARGE ve tek­noloji tabanının oluşturulması için de kamunun müdahalele­rine ve katkılarına ihtiyaç var. Aslında savunma sanayide ya­pılan işlerin buna güzel örnek teşkil ettiği söylenebilir.

İçinde bulunduğumuz çağın gerekleri düşünüldüğünde ka­muculuğun ekonomide baş­ka alanlarda da öne çıkarılma­sı gerekmekte. Malum olduğu üzere eğitim ve sağlı özel sektö­rün öne çıkarıldığı iki alan. Bu alandan ilkinde daha nitelik­li eğitimin nüfusun tümünün erişimini sağlamak için de ka­mucu bir yaklaşıma ihtiyaç var. Keza sağlıkta da benzer bir yak­laşımın benimsenmesi gerekli.

Eşitsizliklerle mücadele ve kamu

Kamunun varlık göstermesi gereken bir diğer konu ise ül­kemizdeki gelir eşitsizlikler. Hem AB’de hem de OECD için­de gelir dağılımın en kötü ol­duğu ülkeler arasında Türki­ye. Bu eşitsizliklerden mağdur olan kesimlerin gelire ulaşımı­nı sağlayacak mekanizmaların geliştirilmesinde de kamunun desteğine ihtiyaç var.

Tüm bunlar gösteriyor ki, ül­kelerin maruz kaldıkları so­runlar dikkate alındığında ka­munun dahil olmayacağı bir ekonomik sistem düşünmek mümkün değil artık. Dünyanın son 50 yılındaki neoliberalizm tecrübesi de göstermiştir ki, tek başına piyasa mekanizma­sının bu sorunların çözümün­de başarılı olması mümkün de­ğil. Bu manada yeni kamucu­luğun özel sektör ile iş birliği içinde, özel sektörün yapama­yacağı alanlarda aktif olması beklenmelidir. Özellikle eko­nomik ve toplumsal bir dönü­şümün peşinde koşuyorsak, bu iş birliği bir zarurettir.


© Dünya