Ayrı Düşmeden Birlik Düşlemek
Endülüs’ün hazin öyküsünde ilginç bir detay vardır. Denir ki, ülkenin dağılışında ve yıkılışında işleri güçleri birbirleriyle uğraşmak ve birbirlerinin hatalarını, noksanlarını aramak olan bin beş yüzden fazla kanaat çevresinin de büyük payı vardı.
Muhtemelen her biri, hadiste geçen yetmiş üç fırkadan kurtulan “fırka-yı naciye”nin de “taife-i mansura”nın da kendisi olduğunu iddia ediyordu. Oysa bir grubun diğerinden daha doğru düşünmesi, kurtulmasına yetmeyecekti.
“Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler, sağırlaştılar.” (Mâide 71)
Endülüs’ün güneşi de bir gün batabilirdi. Bu ihtimalin ilm-i siyaseti, felekler kadar çekici gelmedi nedense?
Rodrigo’nun göl kenarında balık tutmakla meşgul olduğunu, kendileriyle ilgilenmediğini sandılar.
Alfonso’nun av peşinde koştuğunu, Tuleytula (Toledo) diye bir hayalinin olmadığını varsaydılar.
Fernando’nun, şaraplarıyla övünmekten aklına ne Kurtuba (Cordoba) ve İşbiliyye (Sevilla) gelir zannettiler.
Sonuçta diğer........
