ANLATTIĞIMIZ İSLAM’I YAŞIYOR MUYUZ?
Okuyoruz, okudukça daha çok öğreniyoruz, öğrendikçe anlatma isteğimiz doğuyor. Öğrendiklerimizi başkalarına anlatmayı seviyoruz. İslam’dan, İslam’ın güzelliklerinden, diğer dinlere üstünlüğünden haber veriyoruz. Namazdan, oruçtan, zekâttan konuşuyoruz; helalden, haramdan, ahlaktan, adaletten ve kardeşlikten söz ediyoruz. Başkalarına nasıl Müslüman olunması gerektiğini anlatmakta da oldukça mahiriz. Fakat asıl sorulması gereken soru şudur: Anlattığımız İslam’ı, gerektiği kadar, hakkıyla günlük hayatımızda yaşıyor muyuz?
İslam dini, yalnızca dil ile anlatılan bir din değil, hayatın tamamını kuşatan bir nizamdır. Kur’an-ı Kerim, “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” buyurarak, söz ile davranış arasındaki çelişkiye dikkat çeker. Bugün belki de en büyük problemlerimizden biri budur: İslam’ı anlatmakla İslam’ı yaşamak arasındaki mesafe maalesef giderek açılıyor.
Namazlarımızı kılıyoruz, ama namazın bizi kötülüklerden uzaklaştırıp uzaklaştırmadığını yeterince sorgulamıyoruz. Oruç tutuyoruz, ama dilimizi yalandan, gıybetten ve kırıcı sözlerden koruyamıyoruz. Helal kazançtan söz ediyoruz, ama ticarette dürüstlüğü ikinci plana atabiliyoruz. Kul hakkından bahsediyoruz, ama başkasının hakkıyla alakalı bir durumla karşılaştığımızda aynı hassasiyeti göstermiyoruz.
Komşusuna selam vermeyen, akrabasını aramayan, çalışanının hakkını zamanında vermeyen, eşine merhamet........
