TARİH BİZ YAŞARKEN YAZILIYOR
“Bir devleti ayakta tutan sadece ordusu değildir. Onu asıl ayakta tutan, suçlunun kim olduğuna değil, suçun ne olduğuna bakan adaletidir.”
Devletler de insanlar gibidir.
Ve eğer kendilerini yenileyemezlerse yaşlanırlar.
Fakat devletlerin yaşlanması, insanların yaşlanmasına benzemez. İnsanların yüzünde kırışıklıklar belirir; devletlerin hafızasında ise dosyalar birikir.
Faili meçhul cinayetler…
Cevabı bulunamamış suikastlar…
Karanlık finans ağları…
Kamu kaynaklarını kemiren yolsuzluk düzenekleri…
Uyuşturucu baronları…
Organize suç yapıları…
Ve yıllar boyunca üzeri örtülen ilişkiler…
Eğer devlet bunların üzerine gitmezse, suç zamanla sıradanlaşır.
Sıradanlaşan suç ise bir süre sonra yalnızca kanunları ihlal etmez; devletin boşalttığı alanları doldurmaya başlar.
İşte tarihin en büyük kırılmaları tam da burada yaşanır.
Çünkü hiçbir devlet bir sabah ansızın çökmez.
Çöküş önce hukukta başlar.
Ardından vicdanlarda…
En sonunda da haritalarda…
Bugün geçmişe dönüp baktığımızda Roma İmparatorluğu’nun barbar akınlarıyla yıkıldığını anlatırız. Oysa barbarlar Roma’yı yıkmadı; yalnızca zaten çökmekte olan yapının üzerine son taşı koydu.
Roma çok daha önce içeriden çözülmeye başlamıştı.
Senato satın alınabiliyor…
Vergi sistemi yozlaşıyor…
Kamu görevi ticarete dönüşüyor…
Adalet, nüfuz sahipleri karşısında etkisini kaybediyordu.
Devlet gücünü kaybetmeden önce hukuk gücünü kaybetmişti.
Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemine ait layihaları okuduğunuzda da benzer cümlelerle karşılaşırsınız.
Devlet adamları sürekli aynı teşhisi koyuyordu:
“Kanun yeniden hâkim kılınmalıdır.”
Çünkü herkes biliyordu ki devleti ayakta tutan kaleler değil, kanunlardı.
İbn Haldun bundan yedi asır önce “Mülkün temeli adalettir.” derken aslında yalnızca bir ahlak cümlesi kurmuyordu.
Bir devlet teorisi ortaya koyuyordu.
Montesquieu, “Kanunların Ruhu”nda aynı gerçeği başka kelimelerle anlatıyordu.
Adalet zayıfladığı gün özgürlük de zayıflar.
Özgürlüğün zayıfladığı yerde ise güvenlik uzun süre yaşayamaz.
Suçun yöntemleri değişiyor.
Ama devletlerin ayakta kalma kanunu hiç değişmiyor.
Adalet varsa devlet vardır.
Adalet zayıflarsa devlet de zayıflar.
Bugün Türkiye tam da böyle önemli bir eşikten geçiyor.
Son yıllarda kara para aklama iddialarından organize suç yapılanmalarına, uluslararası uyuşturucu trafiğinden kamu kaynaklarına yönelik yolsuzluk soruşturmalarına kadar çok geniş bir alanda adli süreçler yürütülüyor.
Kamuoyunun yakından takip ettiği birçok dosyada güvenlik güçleri ve yargı makamları kapsamlı çalışmalar yürütüyor.
Şüphesiz her dosyanın hükmünü bağımsız mahkemeler verecek.
Masumiyet karinesi hukuk devletinin vazgeçilmez ilkesidir.
Ancak bir başka gerçek daha var.
Devlet uzun yıllardır dokunulamaz olduğu düşünülen alanlara da hukuk çerçevesinde ulaşmaya çalışıyor.
Asıl dikkat çekici olan da budur.
Devlet neden bazen geç harekete geçer?
Toplumun en sık sorduğu sorulardan biridir:
“Neden yıllarca beklendi?”
Oysa devlet birey gibi hareket etmez.
Devlet refleks........
