Hurafelere neden inanıyoruz?
HURAFELERE NEDEN İNANIYORUZ?
Hurafe ve batıl inanç; akla, mantığa, bilime ve dinin aslına uymayan, hiçbir delili olmadığı halde kulaktan kulağa yayılarak doğruymuş gibi kabul edilen gerçek dışı inanış ve uygulamalardır. Gerçek böyle olmasına rağmen insanların çoğu araştırmadan hurafe ve batıl inançlara inanırlar.
Hurafe ve batıl inanç kavramları birbirine çok yakın anlamlar taşır ve genellikle toplumlarda koruma, uğur getirme veya uğursuzluktan kaçınma dürtüsüyle hayatta kalmaya devam eder.
Hurafe, sözlük anlamı olarak, "akla ve gerçeğe aykırı düşen aldatıcı, uydurma söz" demektir. Dinî bir temeli olmadığı halde, sanki dinin bir parçasıymış gibi kabul edilip uygulanan her türlü uydurma hikâye, gelenek ve inanç bu kapsama girer. Genellikle sonradan üretilir, dini bir motifle süslenir veya eski kültürlerden taşınarak dinî bir ibadet ya da kuralmış gibi algılatılır.
Batıl inanç ise, “doğaüstü, paranormal ya da mantık dışı sebeplere dayanan, belirli nesne veya olayların insan hayatına doğrudan iyilik ya da kötülük getireceğine inanılması” durumudur. Batı dillerindeki karşılığı olan, eski halk inançlarının yeni dinlerin içinde yaşamaya devam etmesi anlamına da gelir.
Batıl inançlar içlerinde bol miktarda kültürel ögeler barındırır. İnsanların deneme-yanılma yoluyla ya da psikolojik bir rahatlama arayışıyla olaylar arasında mantıksız bağlar kurmasıyla oluşur.
Toplumda ve günlük hayatta hurafelere ve batıl inançlara çok sık rastlayabiliriz.
Akıl ve mantık dışı hurafeler…
İnsan beyni, bilinmezlik karşısında kendini güvende hissetmek ve geleceği kontrol altında tutmak ister. Çaresizlik, korku ya da aşırı şans beklentisi anlarında, mantık devre dışı kalarak bu tür rasyonel olmayan inançlara sığınma eğilimi artar. İslam dini başta olmak üzere modern bilim, mantıki bir temeli olmayan ve insanı yanıltan bu tarz batıl inanışları reddeder.
Hurafe ve batıl inançlar, dışarıdan bakıldığında tamamen mantıksız görünse de insan psikolojisinde ve sosyal yapıda çok önemli boşlukları doldurdukları için binlerce yıldır varlıklarını sürdürürler. Bu inanışların arka planında yatan temel psikolojik ve sosyolojik nedenler bilimsel olarak açıklanmaktadır.
Bireysel boyutta batıl inançlar, insanın zor durumlarla başa çıkmak için geliştirdiği psikolojik birer savunma mekanizmasıdır. İnsan zihni belirsizlikten ve çaresizlikten nefret eder. Sınav, hastalık, ekonomik kriz veya doğal afet gibi kontrol edemediğimiz durumlarda, uğurlu saydığı bir nesneye dokunmak veya tahtaya vurmak insana olayları kontrol edebildiği hissini (kontrol illüzyonunu) verir. Bu da yoğun stresi azaltır.
Geleceğin bilinmezliği insanda kronik bir kaygı oluşturur. Fal baktırmak, astrolojiyi takip etmek ya da rüyalara aşırı anlam yüklemek, zihnin geleceği öngörerek bu kaygıyı yatıştırma çabasıdır. Bu anlamda insan beyni, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya programlıdır. Başına kötü bir olay gelen kişi, bunun rastlantı olma ihtimalini kabul etmek yerine, "Biri bana nazar etti" ya da "Salı günü işe başladım, ondan oldu" diyerek duruma mantık dışı da olsa net bir sebep atamak ister.
Mesela birisi, tamamen tesadüfi bir şekilde mavi kalemle girdiği bir sınavdan yüksek not aldığında, beyin bu iki durum arasında hatalı bir bağ kurar. Sonraki sınavlarda da o kalemi kullanmak adet haline gelir ve bu davranış, takıntı boyutuna........
