NATO, siyasi bölünme sürecinin sonuna geldi
Erhan Kuadzba, Moskova’dan yazdı;
NATO, siyasi bölünme sürecinin sonuna geldi
NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 4 Nisan 1949'da yani 20. Yüzyılın ortalarında SSCB'nin yayılmacılığına karşı üye ülkelerin güvenliğini, özgürlüğünü ve ortak savunmasını (özellikle 5. madde ile) sağlamak amacıyla kurulan siyasi ve askeri bir ittifaktı. Temel amacı, Avrupa-Atlantik bölgesinde barış ve istikrarı korumak, kolektif savunma ile üyelere yönelik tehditleri caydırmaktı.
Burada bahselin de 5. Madde aslında bugünkü çöküşün temel yapı taşlarından birisi. Bu maddeye göre; üyelerden birine yapılan silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır.
Ancak bugün NATO’nun kuruluş prensibinden saptığını görüyoruz. NATO, günümüzde askeri bir ittifak olmanın ötesinde, kriz yönetimi ve ortaklıklar yoluyla küresel güvenlik sorunlarına da müdahale eden bir yapıya dönüşmüştür. Yani örneğin Uzak Asya’da, Afrika kıtasında yeni işgal alanları keşfetmek, iktidarları değiştirmek ve emperyal bir oluşuma dönüştü.
Muhtemelen dünyada NATO’nun bu evrimini fark etmeyen yoktur. Savunmadan emperyal bir sisteme geçen bir oluşumdan bahsediyoruz.
NATO’nun kanlı tarihine baktığımızda da sayısız örnekler mevcut.
Pasta büyüdükçe NATO’ya üye ülkeler arasında da rekabet başladı. Örneğin; NATO’nun kurulmasına öncülük eden ABD ile Avrupa’daki birçok ülke arasında gizli rekabetler gözlendi. Bu rekabet bazen politik çekişmelere de neden oldu.
NATO artık şişti. Patlama noktasına ulaştı. Psikolojik olarak da yeni bir devinim sürecine dahil olamıyor.
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra güçsüz bir Rusya hayal edenler, Vladimir Putin döneminin başlamasıyla birlikte karşılarında daha da güçlenmiş bir “Süper Güç” gördü.
Bu, NATO’nun tekrar toparlanması için bir fırsattı. Ancak Vladimir Putin’in, batılı ülkeler ile iyi ilişkiler kurmaya çalışması, hayali bir düşmanın da ortada olmamasına sebep oluyordu. Bu süreçte Orta Doğu ve Afrika’da sayısız çatışmalara dahil olan ve bu çatışmalardan emperyal hareketler oluşturan NATO, gözünü bu kez Rusya topraklarına dikince iş değişti.
Gürcistan üzerinden Rusya’ya yeni bir savaş cephesi açmak isteyen NATO, 2008 yılında Tiflis yönetimini büyük bir hataya zorladı.
İşte bu hamle Putin’in, Batı’ya karşı politikalarında sertliğe neden oldu.
NATO, dünyanın birçok noktasında emperyal alanları tamamlamış ve başta enerji olmak üzere birçok yönden bereketli topraklar olan Rus topraklarına gözünü dikmişti.
Elbette Rusya’nın, Gürcistan’ın kışkırtmasına saatler içinde yanıt vermesi, NATO’nun yediği ilk tokattı. Bu cepheyi iyi kullanamayan NATO bu kez Rusya’yı kalbinden vurmak istiyordu.
Batı kuklası rejimleri, Kiev’in yönetiminde tek söz sahibi yapmak istiyorlardı. Renkli devrimler, rüşvetler, ekonomik destekler, şantajlar, halka karşı baskılar. Ukrayna’da yaşanan sürecin tüm özeti NATO ve ABD’nin akıl almaz oyunlarıydı.
Rusya, kalbine saplanmaya çalışılan hançeri son anda önledi.
NATO ve batılı ülkeler yıllardır üstün politik becerilere sahip olduklarını düşündüler.
Sinsice politikalar her zaman cesurlara karşı kaybeder.
Rusya’da etnik, cinsiyetçi, dini ve ideololjik çatışmalar çıkarmaya çalıştılar. Ne Rus halkını aldatabildiler ne de yönetimini.
NATO’nun direncini kıran şey de tam olarak buydu.
NATO, son yıllarda hayali düşman olarak Çin’i hedef gösterse de aslında tek hedefin Rusya olduğu gerçeğinden kopmamamız gerekiyor.
Donald Trump’ın, ABD başkanı olmasıyla birlikte NATO’da da politik süreç belirsizliğini koruyor. Trump’ın "Önce Amerika" doktrininin bir parçası olarak, müttefiklerle olan diplomatik çatlağı derinleştiriyor.
ABD'nin NATO'ya çok fazla finansal yük getirdiğini ve yeterli karşılık alamadığını savunan Trump, müttefiklerin savunma harcamalarındaki yetersizliğini eleştiriyor.
Hatırlatmakta fayda var; İsrail ve ABD’nin, İran’a karşı başlattığı saldırılarda bazı Avrupa ülkeleri ve NATO üyesi ülkeler, askeri ve siyasi destek sağlamamıştı. Bazıları da tarafsız kalmayı tercih etmişti.
Çünkü, ABD’nin işaret ettiği her çatışma bölgesinde NATO’nun bir batağa saplandığını gördük.
NATO yüzünden zayıf düşen ülkeler, bu kaygılar nedeniyle İran gibi büyük bir batağa girmek istemiyordu.
Örneğin; Türkiye’nin, İran operasyonlarında doğrudan ABD’ye destek vermemesi de bu derin çatlağın sebeplerinden biri.
Tüm bunları ele aldığımızda Trump, NATO’nun kendilerine büyük bir yük oluşturduğu düşüncesinden çıkamıyor.
Siyasi tartışmalar daha da artarken aslında bu denli açığa vurmasını hiç kimse beklemiyordu.
Siyasi çatlak demek çok yetersiz olur. Rusya gibi “Süper Güç” halindeki bir ülkeye karşı milyarlarca dolar masraf eden, hedeflerine bir türlü ulaşamayan NATO’da siyasi çatlaklar zaten çok öncelerde yaşandı. Afganistan’da da yaşandı, Afrika’da da.
Bugün NATO, siyasi olarak bölünme sürecinde. Bundan sonraki süreç, hukuki ve fiili bölünme süreçleridir.
Diyelim ki NATO’ya karşı hamleler, Trump’ın kişisel hamleleri ya da bir blöfü. NATO, bir liderin kişisel hamleleriyle bile sarsılamaz bir yapı olmalıydı.
Yani aslında NATO’nun her yönden zayıf olduğunu görüyoruz.
Daha önce NATO Genel Sekreteri’nin, Rusya’ya karşı mühimmat yetersizliğinden, personel yetersizliğinden yakındığını hatırlıyoruz.
Tüm bunların yanında siyasi destek olmadan NATO’nun ayakta kalabileceğine kimse inanamaz.
Yakın zamanda izlediğimiz blöfler veya gördüğümüz krizlerin daha da büyüyeceğine şahit olacağız. Tüm bunlara karşı dünyanın hazır olması gerekir. Dünyada beklenen büyük savaş belki de Batılı ülkeler arasında dahi gerçekleşebilir.
Erhan Kuadzba, dikGAZETE.com
