Dünyayı kuranlar, dünyada yaşayanlar, dünyayı anlayanlar
Dünyayı Kuranlar, Dünyada Yaşayanlar, Dünyayı Anlayanlar
İnsanları uzun zamandır üçe ayırıyorum: Dünyayı kuranlar, dünyada yaşayanlar ve dünyayı anlamaya çalışanlar. Bu bir üstünlük sıralaması değil, bir varoluş biçimi. Sanki hayat, bazı insanlara kurma gücü, bazılarına yaşama zevki, bazılarına ise anlama yükü veriyor.
Dünyayı kuranlar güçlü insanlardır. Onları kalabalıkta hemen tanırsınız; omuzları, görünmeyen yüklerle doludur. Herkes dağıldığında onlar toplar, herkes yorulduğunda onlar devam eder, herkes vazgeçtiğinde onlar bir yol daha dener. Ev kurarlar, iş kurarlar, düzen kurarlar, aile kurarlar. Hayatı başlatan insanlardır onlar. Ama hayat onlara bir şeyi öğretmek ister: Kurduğun şey senin değildir. Güç emanettir. Kontrol ettikçe sertleşir, bıraktıkça insanlaşırsın.
Dünyada yaşayanlar ise kurulan dünyanın içini dolduranlardır. Güzelleştirirler. Sanat yaparlar, estetik üretirler, para kazanırlar, evleri güzelleştirirler, sofralar kurarlar, aşık olurlar, hayatın tadını çıkarırlar. Medeniyet dediğimiz şey biraz da onların eseridir. Ama onların da bir sınavı vardır: Sahip olduklarına bağımlı olmamak. Çünkü insan bir süre sonra sahip olduklarının sahibi değil, esiri olur. Hayat onlara şunu öğretir: Sahip olabilirsin ama vazgeçebilmeyi de bilmelisin.
Bir de dünyayı anlamaya çalışanlar vardır. Onlar biraz kenardan bakar. Hem kuranları izlerler hem yaşayanları. Sürekli şu sorunun peşindedirler: “Bütün bunların anlamı ne?” Yazarlar, düşünürler, gezerler, okurlar, insanı anlamaya çalışırlar. Hayatın görünen yüzünden çok, görünmeyen tarafıyla ilgilenirler. Ama onların da bir sınırı vardır: Her şeyi anladığını zannetmemek. Çünkü bilgi de bir imtihandır. Hayat onlara şunu öğretir: Anlarsın ama her şeyi anlayamazsın.
Belki de hayatın özeti şudur:
Birileri dünyayı kurar, birileri o dünyada yaşar, birileri de o dünyanın ne olduğunu anlamaya çalışır.
Ve insan, ömrü boyunca bazen kuran olur, bazen yaşayan, bazen anlayan.Ama en sonunda herkes aynı gerçeği öğrenir:
Güç de haz da bilgi de kalıcı değildir.
Hepsi insana bir süreliğine verilmiş emanettir.
Arzu Leyal, dikGAZETE.com
