Özlem DİKEÇLİGİL: “Burası Çok Karanlık Demek, Aydınlık İçin Bir Çağrıdır.”
Geçtiğimiz günlerde “Karanlığın İcadı” adıyla bir öykü kitabınız yayımlandı. Hayırlı olsun, okuru bol olsun. Kitabınızın ilgi çekici bir adı var. Günümüzde internet kullanımının artması, dijital devrim ve sosyal medya araçlarının çoğalmasıyla insanların çoğu hayatlarının hep aydınlık taraflarını, gezdikleri güzel yerleri, hep gülümseyen pozlarını paylaşıyorlar. Steril, sorunsuz, parlak bir görüntü ve kareler… Siz böylesi bir ortamda, böylesi bir zamanda neden karanlık dediniz? Neden görülmeyen, gösterilmeyen, görülmek istenmeyen, rutin dışı sayılan hikâyeler yazıyorsunuz?
Güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Sosyal medya başkalarıyla hayatı paylaşmaya dönük ihtiyacımızı doyurmak yerine o ihtiyacı yeniden ve daha yüksek dozajlı onaylanmalara muhtaç kılarak üreten bir mecra. Üstelik aynı zamanda yeni kapitalizmin vaazlarının en yüksek tonda ve çok çeşitli enstrümanlarla duyulduğu bir simülasyon alanı.
Bahsettiğiniz gibi başkalarıyla paylaşılan ve onaya sunulanların hepsi takdire şayan bulduğumuz hasletlerimiz. Hepimiz neyi göstermek istiyorsak onu sunuyoruz. İşte zenginliğimiz, güzelliğimiz, komikliğimiz, becerilerimiz, elitliğimiz… elimizde avucumuzda ne varsa hepsi aç hayvanlar gibi like tıklarını bekliyor.
Sistemde bize biçilen değer takipçi sayımızla orantılı. Bu yüzden bu dijital mecranın gerçek bir paylaşım alanı yaratmasına, dünyanın vahşiliğinden kurtulabilmiş bir kaçış adacığı oluşturabilmesine imkân yok. Birbirimize sadece başkaları için üretilmiş benliklerimiz ulaşıyor. Şu ya da bu sebeple parçası olduğumuz bu dijital ağın gerçek bir insani bir değer üretemeyeceği artık aşikâr. Tam tersine bu sahte benliklerden ve sahte hayatlardan gerçek hayatlarımızın üzerine düşen bir gölge var. Ekranlarda gösterilen o mutluluğun ve refahın çok uzağında olduğumuzu aslında hepimiz biliyoruz.
Kitabıma adını veren ve bana çok sorulan “Karanlığı” insan icadı kılan ve giderek bütün ufkumuzu kaplar hale getiren iklimde elbette bu sentetik parlaklığın da payı var… Bu sentetik parlaklık gözlerimiz kör ederek bizi tüketerek avlanan dijital bir sürünün üyesi haline getiriyor ve yeni ilişki biçimlerinin bu imitasyon parlaklığında üretilmesine cevaz verip bunu makbul hale getiriyor. Ben genellikle bu sentetik parlaklığın arkasında kalmış, çoğu zaman karanlığı emmiş hayatlara odaklanıyorum.
Giderek şiddetini arttıran ve artık canavara dönüşmüş bu devasa kapitalist çukur bütün dünyada sürekli yeni fay hatları üretiyor ve bunlar da maalesef hayatlarımızın içinden geçiyor. O yüzden neşesiyle ayakları yerden kesen, içimizi sevinçle titreten türden hikayeler yazamıyorum. Ayrıca şuna da inanıyorum “burası çok karanlık” demek sadece bir tespit değil aynı zamanda karanlıktan sonra gelmesi beklenen aydınlık için de umut vaat eden bir çağrıdır.
Öykülerinizde atmosfer karanlık, kasvetli… Edgar Allen Poe öykülerini hatırlıyoruz. Öyküleriniz okuru usul usul kendi atmosferine sokuyor. Öyküyü okurken öfke, kızgınlık, kırgınlık, acı, nefret gibi duygular birbirini takip ediyor. Öykülerinizin duygusal temeli, tarihi, kodları hakkında neler söylersiniz?
Bir parça da olsa Edgar A. Poe‘i anımsatıyorsam ne mutlu bana. Öykülerimi yazarken genelde bir imgeden ya da bir ses bulutundan yola çıkıyorum. Bunlar yukarıda bahsettiğimiz sentetik parlaklığın dışında kalmış hayatlardan sızıp, üzerime yapışmış imgeler oluyor. Sesleri diğer seslerden ayrışmaya başladığında da yazmaya başlıyorum. Bu yüzden kahramanlarım hayata kusurlarıyla tutunmaya çalışan ve kendi küçük kıyametlerinden kendi yöntemleriyle çıkmaya çalışan kişiler oluyor.
Kahramanlarımı özellikle karanlıkta tutmaya, tekinsiz bir atmosferin içine hapsetmeye çalışmıyorum onlar zaten orada duruyorlar. Hayattan paylarına düşen bu. Ben de onlar nerede duruyorlarsa bakışlarımı oraya doğru çeviriyorum. Onların mücadelelerine, kederlerine, sevinçlerine ve sonuçları her ne olursa olsun aldıkları yola içtenlikle inanıyorum. Öykülerimin duygusal temelini de kahramanlarıma ve onların hikayelerine duyduğum bu saf inanç oluşturuyor.
Özellikle “Orman Nelerden Yapılır” öykünüzde metinlerarasılık yöntemini........© dibace.net
