Kitap Yorum: Neksus, Yuval Noah Harari (II)
Yazının ilk kısmında da değindiğim gibi Harari, kitabında bilgiyi sadece gerçekliğin bir temsili olarak değil, insan topluluklarının işleyişinde ve tarihsel gelişmelerinde çok yönlü bir role sahip, karmaşık ve dinamik bir olgu olarak ele alıyor. Kitap, bilginin potansiyelini ve tehlikelerini; hem toplumsal düzenin kurulmasında hem de gerçeklik arayışındaki kilit rolünü ele alarak inceliyor. Yapay zekâ çağı için bilginin kurucu rolünün son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Zira yapay zekâ, bilgiyi üretme, işleme ve yayma konusunda insan kapasitesini kolaylıkla aşma potansiyeline sahip. Üstelik bu durum, toplumsal düzenin ve gerçeklik arayışının yeni ve beklenmedik yollarla yeniden şekillenmesine yol açabilir. Ancak Harari yapay zekâ konusuna geçmeden, kitapta bilginin toplumsal yayılımını irdeleyebilmek adına iki karşıt yönetim sistemini ele alıyor.
Neksus, demokrasi ve totaliter rejimlerin bilgi ağları üzerindeki etkilerini ayrıntılı şekilde inceliyor. Demokrasiler ve totaliter rejimler kendi içlerinde farklı açmazlar barındırır. Demokrasiler, bilginin özgürce akmasına ve insanların gerçekleri keşfetmesine teorik olarak imkân tanımaktadır. Ancak bu özgürlük, toplumsal düzeni korumak için gereken kurmacaları tehdit edebilir. Totaliter rejimler ise bilgiyi tek bir merkezde toplayarak toplumsal düzeni korumaya çalışırken gerçeklerin keşfedilmesini engellerler.
Metin boyunca Harari, demokrasilerin ve totaliter rejimlerin bilgi ağlarını nasıl kullandığını karşılaştırıyor. Bu iki sistemin avantajları ve dezavantajlarını ortaya koyuyor. Demokrasiler, gerçekleri keşfetme konusunda daha başarılı olabilirken, totaliter rejimler toplumsal düzeni koruma konusunda en azından bir süre daha etkili olabiliyor.
Harari, demokrasilerin bilgiyi işleme ve yayma konusunda daha esnek olduğunu belirtir. Örneğin, ABD Anayasası gibi demokratik sistemler, bilginin bağımsız kanallar üzerinden özgürce akmasına izin verir. Bu, insanların gerçekleri keşfetmesini ve toplumsal düzeni sorgulamasını mümkün kılar. Bu sistemde, bilgi çeşitli kaynaklardan gelir ve insanlar bu bilgileri sorgulayarak kendi kararlarını verir. Demokrasiler, bilginin çoğulcu bir şekilde yayılmasını teşvik eder ve bu sayede toplumun farklı kesimleri arasında diyalog ve uzlaşma sağlanır.
Demokrasilerin bir diğer önemli özelliği ise bilginin denetlenmesi ve düzeltilmesi için telafi mekanizmaları sunmasıdır. Ki burası hayati bir noktadır. Demokrasiyi sadece sandığa indirgeyen otoriter rejimlerle gerçek demokrasi arasındaki fark telafi mekanizmalarının bağımsızlığı ve etkililiğinden kaynaklanmaktadır. Örneğin bağımsız mahkemeler, medya ve akademik kurumlar, bilginin doğruluğunu sorgulayarak toplumsal düzeni korumaya çalışır. Bu mekanizmalar, bilginin yanlış kullanılmasını engellemeye ve toplumsal düzeni sağlamaya yardımcı olur. Yönetimin, sandığı tek meşru dayanak olarak görme arzusuna rağmen, bu mekanizmalar aynı zamanda demokratik bir kültürün doğmasını ve içselleştirilmesini sağlar.
Demokrasi ve diktatörlük taban tabana zıt olgulardan ziyade kesintisiz süreçlerdir. Sürecin demokrasiye mi yoksa diktatörlüğe mi daha yakın olduğuna karar vermek için Harari bilginin ağda nasıl aktığına ve politik diyaloğu neyin şekillendirdiğine bakılması gerektiğini söylüyor. Bu yüzden demokrasi karmaşık bir rejim, tabiri caizse birçok girinti ve çıkıntısı var. Basitlik, merkezi yönetimin her şeyi kontrol ettiği ve herkesin sessizce boyun eğdiği diktatoryal bilgi ağlarının özelliğidir.
Harari diktatörlüğü, güçlü telafi mekanizmalarından yoksun merkezi bir bilgi ağı olarak tanımlamakta. Hitler ve Stalin gibi liderlerin uyguladığı baskıcı diktatörlüğe totalitarizm adını verebiliyoruz. Ancak her diktatörlük totaliter özellikleri barındırmıyor. Teknik sorunlar diktatörlerin istedikleri gibi totaliterleşmesine engel oluyor. Mesela bir Roma İmparatorunun elinde en ücra köyleri bile kontrol edebilecek teknoloji yoktu. Dolayısıyla........
© Daktilo1984
