Sanayi Devrimi’ni Açıklamak – 3 | Sömürgecilik, Kölelik ve Ticaret
Britanya ve daha genel olarak Batı Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesinin ardındaki faktörleri ele alan yazında, emperyalizmin önemini vurgulayan çalışmalar çok kritik bir yer işgal etmektedir. Bu çalışmalar, Sanayi Devrimi ve daha genel olarak modern ekonomik büyümenin Batı’nın emperyalist politikalarına dayanarak ortaya çıktığını öne sürmektedir. Örneğin, bu bağlamda Andre Gunder Frank şöyle der: “Ekonomik gelişme ve az gelişmişlik, madalyonun iki yüzünü oluşturur.”[1] Dolayısıyla bu makalede Britanya’da Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışında emperyalizmin rolünü ele almaya çalışacağım. Bunu yaparken de aslında, Batı’nın kalkınmasında emperyalizmin rolünü vurgulayan külliyatın gerçekten Batı’nın yükselişini açıklayıp açıklayamadığını da irdelemiş olacağım.
Tabii ki, bahsi geçen çalışmalar kendi içlerinde birçok farklı varyant ve nüans bulundurmaktadır. Örneğin, “emperyalizm” olgusu kimi zaman salt olarak sömürgecilik ile özdeşleştirilirken, bazen de daha da genel olarak tüm asimetrik güç dengelerine dayalı ikili ticaret ilişkilerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Ne var ki, bu nüansların yine de, emperyalizmin Sanayi Devrimi’ndeki önemini vurgulayan külliyatın genel bir tahlilini yapmanın önünde bir engel teşkil ettiğini zannetmiyorum. Nitekim makale boyunca farklı noktaları vurgulayan çeşitli açıklamaları da olabildiğince analiz etmeye çalışacağım.
Marksist literatür, Sanayi Devrimi’nin gerçekleştirilmesi için gerekli sermayenin sömürgeci faaliyetler sayesinde biriktirilebildiğini vurgulamaktadır. Karl Marx şöyle yazar: “Amerika’da altın ve gümüş madenlerinin keşfi; yerli halkın kökünün kazınması köleleştirilmesi ve madenlerin bunların mezarı haline getirilmesi; Doğu Hint Adaları’nın fethine ve yağmalanmasına başlanması; Afrika’nın, siyah derililerin ticari amaçlarla avlandığı bir alana çevrilmesi, kapitalist üretim çağının şafağının işaretleriydi. Bu saf ve temiz süreçler ilk birikimin ana uğraklarını oluşturur.”[2] Başka bir deyişle, sınai kapitalizmini başlatmak için gerekli sermaye, sömürü ile biriktirilebilmişti. Zira Leo Huberman’ın kaydettiği gibi, “(daha önceden) birikmiş sermaye olmadan, bildiğimiz anlamda endüstriyel kapitalizm mümkün olamazdı.”[3] Marx bu konuda yine şöyle yazar: “Sömürgeler, gelişen manifaktürlere piyasa ve piyasa tekeli yoluyla da güçlenmiş bir birikim sağlamıştı. Avrupa’nın dışında doğrudan doğruya yağma, köleleştirme ve katletme yoluyla ele geçirilen servet anayurda akmış ve orada sermayeye dönüşmüştü.”[4] Özetle Marx, sınai kapitalizminin doğuşu için gereken sermaye birikiminin sömürgecilik ile sağlandığını vurgulamakta ve bu bağlamda sömürgeciliğin doğrudan Sanayi Devrimi’nin en temel ayaklarından birisini teşkil ettiğini ifade etmektedir.[5] Peki cidden sömürgecilik, “ilkel sermaye birikimi” yoluyla doğrudan Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışına katkı sağlamış mıydı?
Bu soruya veriler bağlamında olumlu bir cevap vermek zordur. Öncelikle, Batı Avrupa ve İngiltere’nin sömürgeleri ve tüm “üçüncü dünya” bölgeleriyle[6] arasındaki ekonomik ilişkiler, Batı Avrupa ve Büyük Britanya ekonomisinde nispeten küçük bir hacmi ihtiva etmekteydi. Paul Bairoch, 18. yüzyılda Batı Avrupa’nın, dünyanın tüm geri kalanı ile (sömürgeler de dahil) yaptığı emtia ticaretinin toplam hacminin, Batı Avrupa ekonomisinin yüzde 4’ünden az olduğunu hesaplamaktadır.[7] Patrick O’Brien da 1785 yılında, Britanya’nın sömürgeleri de dahil, tüm çevre ülkeleriyle ticari ilişkilerinin sonucunda gerçekleşen yıllık toplam kâr akışının sadece 5.6 milyon sterlin değerinde olduğunu hesaplamaktadır.[8] Ayrıca O’Brien, tüm üçüncü dünya ülkeleri ile yapılan ticaretin sonucunda elde edilen kârların, Britanya’da 1760-1850 arasında yapılan brüt yatırım harcamalarının en fazla yüzde 15’ini finanse etmeye yetecek kadar olduğunu saptamakta ve eğer ki Britanya, Üçüncü Dünya ülkeleri ile ticari ilişkilere girmeseydi, yıllık brüt yatırım harcamalarının en fazla yüzde 7 daha az olacağını tahmin etmektedir.[9] Ne var ki, Joseph Inikori, 19. yüzyıl başında çevre bölgelerden yapılan ithalat seviyesinin O’Brien’ın tahmininin neredeyse iki katı fazla olduğunu ileri sürmektedir.[10] Fakat Acemoğlu, Johnson ve Robinson’un da işaret ettiği gibi, eğer Inikori’nin verilerini kullansak bile, üçüncü dünya ile ekonomik ilişkilerden elde edilen kârların 19. yüzyıl Britanya’sındaki toplam sermaye birikimine katkısı yüzde 15’ten daha az olmaktadır.[11] Ayrıca O’Brien ve Keyder’in de işaret ettiği gibi, Britanya ekonomisinde, anakara dışındaki varlıklardan elde edilen kazançların yurtiçi tüketime ve yatırıma yaptığı net katkı mütevazi boyutlardaydı ve en yüksek seviyesinde (20. yüzyıl başında) dahi, dış ticaret dengesinin yüzde 37’sine denk gelmekteydi.[12]
Emperyalizmin Britanya ve daha genel olarak Avrupa’nın yükselişinde oynadığı rolü Eric Williams kölelik bağlamında ifade etmektedir.[13] Sömürgelerdeki köleliğe dayalı ekonomik faaliyetlerden elde edilen sermaye birikiminin doğrudan Britanya sanayi kapitalizminin ortaya çıkışında mühim bir paya sahip olduğu tezi, “Williams Tezi” olarak da bilinmektedir.[14] Heiblich ve diğerleri, kölelik ve köleliğe dayalı ekonomik faaliyetlerden elde edilen kazançların[15] iktisadi etkilerini Britanya üzerinde ampirik olarak test eder ve sonuç olarak da köleliğin toplamda kişi başına düşen milli gelirde yüzde 3.5’lik bir artışa sebep olduğunu ortaya koyar. Üstelik çalışma, köleliğin kazançlarının sermayedar sınıfta yoğunlaştığını ve sermayedar sınıfın gelirini yaklaşık yüzde 10 kadar arttırdığını da belgelemektedir.[16] Bu o dönem için çok büyük bir rakamdır, fakat belirleyici olmaktan uzaktır. Kısaca ifade edilebilir ki kölelikten elde edilen sermaye birikimi Britanya Sanayi Devrimi’ni her ne kadar hızlandırmış olsa da, vazgeçilmez mahiyette bir faktör niteliğine haiz değildir. Nitekim Britanya, tüm Transatlantik köle ticaretinin dörtte birinden sorumluyken, Portekiz İmparatorluğu ise tüm Atlantik köle ticaretinin yarısından sorumluydu.[17] Mamafih Sanayi Devrimi, Portekiz’de değil Britanya’da gerçekleşmişti.
Tabii ki tüm bu rakamlar emperyalizmin Britanya’da sermaye birikimine çok önemli katkılar sunduğuna işaret etmektedir. Lakin David Landes’in de yazdığı gibi, “Sömürge topraklarının bazı Avrupa ülkelerinin zenginleşmesine ve gelişmesine katkıda bulunduğunu söylemek bir şeydir, ancak bunların bu gelişimin gerekli ya da yeterli bir koşul olduğunu söylemek bambaşka bir şeydir.”[18] Dolayısıyla veriler ekseninde ifade edilebilir ki Britanya’nın üçüncü dünya ülkeleri ile ekonomik ilişkilerinin tek başlarına doğrudan Britanya Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesinde belirleyici bir rol oynadığını öne sürmek çok zordur.
Britanya’nın sömürgeleri dahil tüm üçüncü dünya bölgeleri ile ticari ilişkilerinden elde ettiği kârların, sermaye birikimine en iyi ihtimalle “mütevazı” bir katkı sağlamış olduğunu gördük. Peki, acaba üçüncü dünya bölgeleri, sınai ürünlerinin satılacağı bir pazar görevi görerek Sanayi Devrimi’nin Britanya’da gerçekleşmesine bir katkı sağlamış olabilirler mi? Başka bir deyişle, bu bölgeler yeni sanayi ürünleri için talep oluşturarak, bu ürünlerin imalatını kolaylaştıracak inovasyonların yapılabilmesi için teşviki artırmış olabilir mi? Britanya Sanayi Devrimi’nin önde gelen mucitlerinden Matthew Boulton’un, ortağı James Watt’a buhar makinesi hakkında 1769 yılındaki yazdıkları cidden de durumun böyle olabileceği yönünde bir ipucu sunmaktadır: “Bu motoru sadece üç ilçe için üretmek benim için kârlı değil, ancak bu ürünü tüm dünya pazarları için üretmek benim için çok kârlıdır.”[19] Bununla beraber, bu hususu yekpare olarak analiz edebilmemiz için Britanya’nın ihracat kalemlerini incelememiz gerekmektedir.
........© Daktilo1984
