menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“İzmir’in Kurtuluşu Sadece İzmir’in Kurtuluşu Değildir”

352 0
09.09.2026

Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali kararı, İngiltere’nin aldığı, Fransa ve ABD’nin de kabul ettiği bir karardı. Ayrıca İzmir’in işgali sadece İzmir’le sınırlı kalmadı; İzmir’i işgal eden Yunan orduları, Anadolu içlerine kadar ilerlediler. Böylece İzmir’in işgali Anadolu’nun işgaline dönüştü. Türk ulusunun varlık yokluk savaşı durumundaki 1921 Sakarya Meydan Muharebesi ile 1922 Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi, İzmir’in işgalinin sonucunda gerçekleşti. Dolayısıyla 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu da sadece İzmir’in Yunan işgalinden kurtuluşu değil, Anadolu’nun, hatta Türkiye’nin emperyalist işgalden kurtuluşudur.

BAŞKOMUTAN MEYDAN MUHAREBESİ 

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un beşinci günü, 30 Ağustos 1922’de Yunan ordusunun 5 tümeni ne Dumlupınar’a ne de Kütahya’ya doğru gidemeyecek duruma düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa’nın deyişiyle onlar için tek kurtuluş yolu, “Murat Dağı’nın kuzeyindeki Kızıltaş Deresi idi.” Fakat bu derenin aktığı vadide patikalardan başka yol yoktu. Bu nedenle hareket etmek çok zordu. Ayrıca Türk Süvari Kolordusu da bu bölgede bulunuyordu. Bu nedenle düşmanın 5 tümeni tamamen sarılmıştı. Durumun önemini kavrayan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşa’yı çağırarak bir toplantı yaptı. Alınan karara göre 30 Ağustos 1922 sabah 6.30’da ordulara emir ve talimatlar yazıldı. Fakat durumun ciddiyeti karşısında bu emirlerle yetinmeyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa’dan, bizzat Altıntaş ve güneyinden hareket eden 2. Ordumuzun ve bunun daha batısındaki süvari kolordumuzun yanına giderek plana göre harekâtı düzenlemesini rica etti. Kendisi de bizzat I. Ordu karargahına gitmeye karar verdi. İsmet Paşa’nın ise karargâhta kalıp genel durumu idare etmesini gerekli gördü. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Akçaşehir’de I. Ordu Karargahına saat 9.00’da ulaştı. Ordu komutanına cephenin yazılı emrini verirken kendisine sözlü olarak da durumu anlattı. 4. Kolordu’nun bütün tümenleriyle ve süratle Çal köyünün batısındaki düşmanın ana kısmını kuşatacak biçimde savaşa girmesini ve düşman ordusunun mutlaka imha edilmesini emretti. Bir süre burada kaldı. Sürekli gelen esir subaylarla görüştü. Savaşın durumunu gözleriyle görmek için ordu komutanını da yanına alarak 4. Kolordu Komutanının gözlem için bulunduğu tepeye gitti. Çal köyü yakında karargâh kurdu. “Burası düşmanın mevzi almak için bulunduğu bir yerdi.” 30 Ağustos 1922’de başlayan büyük savaşı buradan yöneten ve “Topçuların olabildiği kadar yakından ve hatta açık mevziden ateş etmelerini” emreden Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, öğleden sonra düşmanın “Ateşten bir çember içine alındığını” ve şaşkınca dört bir yöne dağıldığını gördü. Bu 5 Yunan tümeni, çok büyük kayıp verdikten sonra teslim oldular. Kurtulabilenler panik halinde İzmir yönünde kaçmaya başladılar.

Üç Mustafa; Mustafa Kemal, Mustafa İsmet ve Mustafa Fevzi paşalar, 31 Ağustos 1922 günü öğlende Çal köyünde yıkık bir evin avlusunda buluştular. Kırık bir kağnı arabasının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki durumu değerlendirdiler. Bursa yönünde çekilen düşman kuvvetlerinin peşinden bütün güçleriyle İzmir’e yürümeye karar verdiler. Bu doğrultuda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül 1922’de Türk ordularına o tarihi emrini verdi: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri”

26-30 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi’nin kazanılmasından sonra silah, cephane ve araç gereçlerini geride bırakarak batıya doğru kaçan yenilmiş ve dağılmış Yunan ordusunun kılıç artıkları, geçtikleri yerleri; köyleri, kasabaları; evleri, camileri, ekinleri yakarak, insanları ve hayvanları katlederek, su kuyularını zehirleyerek gittiler. I. Ordu Komutanı Nurettin Paşa’nın 5 Eylül 1922 tarihli raporuna göre “Düşman, Alaşehir ve Ova köylerinin bütününü yakmış, kadın, çocuk ayırt etmeden bütün halkı pek vahşice öldürmüştür. Canlarını kurtarabilen bir kısım halk dağlara kaçmış, günlerce aç kalmış ve perişan........

© Cumhuriyet