Akıl, bilim ve üniversite neden hedefte?
Zorlu günlerden geçiyoruz. Ülke içinde her gün üzerine bir yenisi eklenen sorunlar yumağı, dünyada ise herkesi derinden etkileyecek yeni bir düzenin senaryoları yazılıyor. Böyle bir tabloda, Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör atanmasıyla başlayan beş yıllık sürecin ne anlamı var diye sorabilirsiniz. Yanılırsınız çünkü anlamı sandığımızdan çok daha büyük.
Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.
Benim de mezunlarından biri olduğum Boğaziçi Üniversitesi, benim kuşağım için yalnızca bir eğitim kurumu değildi. Aklın, özgürlü- ğün, eleştirinin ve kurumsal özerkliğin birlikte var olabildiği nadir alanlardan biriydi. Üniversitenin gücünü akademik özgürlüğünden, ras- yonel yönetim ve kurumsal akıldan nasıl aldığını yaşayarak deneyimledik.
O yüzden bugün yaşananları ben de bir- çokları gibi büyük bir çözülme olarak tanımlıyorum. Ve bu çözülmenin bedelini sadece Boğaziçi Üniversitesi değil tüm Türkiye ödüyor ve ödeyecek. Boğaziçi Üniversitesi, yaklaşık on yıl önce uluslararası akademik kriterlere göre Türkiye’nin en üst sıralarında yer alıyordu. 2015-2020 döneminde bazı küresel sıralamalarda dünyada ilk 200 içinde gösterilen, Türkiye’den bu düzeye ulaşabilmiş ender üniversitelerden biriydi. Bugün ise aynı listeler- de 300-400 bandına, bazı endekslerde daha da alt sıralara gerilemiş durumda. Şunu gördük ki akademik özgürlük, kurumsal istikrar ve liyakat........
