Adalet anlayışı üzerine - Serpil Güleçyüz
Bir atasözü vardır: “Kurt kuzuya saldırırken sessiz kalan, kurdun tarafını tutmuş sayılır.”
Haksızlıklar karşısında susmamak ve adaletli olmak; ilişkilerimizde, toplumsal yaşamımızda ve vicdanımızda bize rehberlik eden en önemli değerlerden biridir.
İdeal bir adalet sistemi; şeffaf, tarafsız, herkese eşit ve insan haklarına saygılı olmalıdır. Hukuk yalnızca kural koyan değil, aynı zamanda güven duygusu inşa eden bir mekanizmadır.
Peki ya adalet arayışının içtenliği nerede gizlidir?
Kendimiz, ailemiz, akrabalarımız, partimiz ya da mensubu olduğumuz topluluk aleyhine bile olsa aynı adaleti isteyebiliyor muyuz?
“Benim kötüm bana iyidir” demeden hakkı savunabiliyor muyuz?
Eğer yanıtımız hayırsa adalet söylemimiz eksiktir; belki de yalnızca çıkarlarımızla sınırlı bir beklentiden ibarettir.
Mevlana’nın dediği gibi, “Adalet, her şeyi yerli yerine koymaktır.”
Kuranıkerim’de de adalet temel bir ilke olarak güçlü biçimde vurgulanır. Maide Suresi 8. ayette şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Adil şahitler olarak hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa........
