Güven demekle olmaz...
Yaşamın her alanında güven vermek, güven duymak değerlidir. Güveni kazanmak zor, kaybetmek ise daha kolaydır. Uluslararası siyasete gelirsek, işbirliklerinde, ittifaklar çerçevesinde kuşkusuz ulusal çıkarlar önceliklidir. Taraflar arasında karşılıklı güvene dayalı bir ilişki zemini olsa bile bu kontrollü, her türlü senaryoya karşı yol haritasının olduğu bir planlama gerektirir.
Aksi halde en savunmasız anda hedef olmanız, güçlünün güçsüzü yendiği acımasız bir ormanda kendinizi bulmanız olasıdır. Avrupa’nın bu aralar daha bir görünür yaşadığı ABD’ye yönelik güven krizinin adım adım ilerleyişi de bunun bir örneği gibi... Şimdilerde Avrupa yeniden güç toparlama, ortak savunmasını geliştirme, NATO üzerinden de daha bir güçlü ses olma arayışında. Bunun için AB lokomotifi Almanya ve Fransa başta olmak üzere ülkeler maliyet musluğunu açmak, savunma sanayisine kaynak aktarmak için uğraşıyor. ABD’ye tam bağımlı durumun yarattığı ekonomik, siyasi ve stratejik faturanın ağırlığını sorguluyor. İşin dikkat çeken kısmı AB’den ayrılan İngiltere’nin de ABD ile müttefikliğindeki güven aşınmasıyla Kıta Avrupası’yla işbirliğini artırma adımları... Ancak buna karşın Avrupa cephesinin, küresel sistemin bugün geldiği noktada, uluslararası hukukun çiğnendiği, adaletsizliğin yaygınlaşmasındaki sorumluluğuna yönelik kapsamlı eleştiri yaptığını söylemek zor.........
