menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hedefteki isim ilk kez konuştu

319 49
yesterday

Gazetecilik ve adaletin peşinden koştuğu ortak bir şey var: Gerçek. Daha doğrusu koşması gerekiyor.

Gelgelelim, her zaman öyle olmuyor.

Savcılık tutanaklarını okurken aklımdan geçirdim. Biliyorsunuz, İBB’de o yüzden kayyum tehlikesi var. Şişli belediye başkanı doğrudan, Esenyurt belediye başkanı dolaylı olarak o nedenle tutuklu. Mahir Polat ya da Mehmet Ali Çalışkan gibi bürokratlar da… Kent Uzlaşısı dosyasından söz ediyorum. Savcılığa göre, CHP’nin DEM Parti ile işbirliği yaparak seçim kazanması, terör faaliyeti.

Gelgelelim…

Suçlamaların merkezindeki isim hapistekiler değil. Savcılık, CHP ile DEM Parti arasındaki köprüyü kuran ismin Azad Barış olduğunu düşünüyor. Barış’ın PKK talimatıyla bunu yaptığına, bunun için CHP’li isimlerden para aldığına, hatta paranın bir bölümünü iç ettiğine inanıyor.

Peki Azad Barış ne yanıt veriyor?

İşte bunu bilemiyoruz. Zira Barış, operasyondan önce Almanya’ya gitmiş. Haliyle savcılık bunları soramadı. Ancak sorgu tutanaklarında telefon numarasının yazdığını görünce, mesajla ben sordum. Cevap da geldi.

İlginç bir sonuç çıktı.

Şöyle anlatayım…

Azad Barış’ı kamuoyu son operasyonla duydu. O yüzden ilk olarak "Azad Barış kimdir" sorusunu sordum. Son operasyon dışında, "siyaset, sivil toplum ve akademi dünyasından bilinen biriyim" yanıtını verdi. "Türkiye’de bir avuç bırakılmış diasporik Ezidi topluluğunun bir parçasıyım" diyen Barış, Ezidi araştırmalarıyla tanındığını söyledi. Erken yaşta Almanya’ya yerleştiğini anlatan Barış, Hamburg’da felsefe alanında doktora derecesi aldığını ifade etti. 2011’de Türkiye’ye döndüğünü aktaran Barış, IŞİD’in Ezidi katliamlarının ardından çalışmalarının daha görünür olduğunu söylerken, siyasete girişini şöyle açıkladı: "2016 yılı itibarıyla HDP ile organik bir bağ kurarak Parti Meclisi’ne seçildim ve daha sonra partinin Eş Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendim." Dosyada adı geçen düşünce kuruluşu Spectrum House’u 2020’de kurduğunu, 2023 seçimlerinde Diyarbakır’dan vekil adayı olduğunu da ekledi. Söylediğine göre, ailesi Almanya’da yaşıyordu. Şirketleri de oradaydı.

Hakkında yakalama kararı çıktığında Almanya’daydı. Acaba soruşturmayı haber alıp mı gitmişti? Ya da Türkiye’ye dönecek miydi?

Barış, şöyle başladı: "Soruşturma dosyası açıkken ve bir araştırma konusu için aslında Almanya’dayken Türkiye’ye dönmüşüm. Aynı araştırma konusu için soruşturma devam ediyorken Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan bütün yasal prosedürleri yerine getirerek tekrar yurt dışına seyahat ettim."

Barış, gidişinin soruşturmayla ilgisi olmadığını söylerken, aleyhindeki haberlere karşı suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı. (Dilekçelerini de paylaştı). Daha da önemlisi, seçim dönemiyle ilgili özel bir bilgi verdi: "Dosyadaki iftiralara karşı en büyük delilim de o dönem kısmi felç geçirmem ve bunun sonucunda çok yoğun bir tedavi sürecinden geçmiş olmamdır."

Azad Barış, kendisinin üzerinden başta İmamoğlu olmak üzere birçok insanın da haksız şekilde suçlandığını söyledi. Önemli bir detay daha var… Barış; Mahir Polat ve Mehmet Ali Çalışkan için "hayatım boyunca birkaç kere gördüm" ifadelerini kullandı.

Türkiye’ye şu anda dönmeyi düşünmediğini şu sözlerinden anladım: "Böylesine ağır bir linçe uğrayan birinin, kendisini linç etmeye hazır bekleyen cellatlarına gönüllü olarak teslim olmasını da kimse beklememeli."

Azad Barış’a, Kent Uzlaşısı sürecindeki rolünü ve yaptığı iddia edilen pazarlıkları da sordum. "Kent Uzlaşısı meselesi DEM Parti tarafından seçim deklarasyonu olarak yayınlanmış eş genel başkanlarından sözcüsüne, vekilinden yerel yönetimlerden sorumlu kuruluna kadar herkesin bas bas bağırdığı bir seçim stratejisidir" dedikten sonra ekledi: "Bu sürecin hiçbir aşamasında, herhangi bir karar alma sürecinde ve isim belirlemede iddia edildiği gibi PKK veya başka bir örgütle ne ilişkim oldu ne de konunun öznesi, aktörü yahut belirleyeni oldum."

Azad Barış, sözlerinin devamında daha kesin bir ifade kullandı: "Ne Ekrem Bey’le ne Emrah Bey’le ne de Mahir Bey’le veya Mehmet Ali Çalışkan’la herhangi bir ittifak üzerine konuşma gibi bir durum söz konusu değildir. Şahsıma yönelik böyle bir itham CHP ve DEM Parti’nin kurumsal işleyişine ve karar alma süreçlerine hakarettir."

Azad Barış’a para meselesini de sordum. Kent Uzlaşısı için Barış’a bir para verilmiş miydi? Bu paraya onun tarafından el konulmuş muydu? Azad Barış, iftira olduğunu söylüyordu.

Yanıtında bazı detaylar önemliydi:

-"Ekrem Bey’le sürekli görüştüğüm yönündeki iddialar tamamen temelsizdir ve kasıtlı bir algı operasyonunun parçasıdır."

- "HDP’de Eş Genel Başkan Yardımcısı olduğum dönemde, partinin resmi temsilcisi sıfatıyla görüşmeler gerçekleştirdim. Bu görevden ayrıldıktan sonra ise herhangi bir parti veya yapı adına Ekrem Bey ile hiçbir görüşmem olmamıştır."

- "(Resul Emrah Şahan’la) ailece tanışıklığımızın olduğu doğrudur. Ancak aramızdaki görüşmelerin büyük çoğunluğu, saha araştırmaları, toplumsal analizler ve veri tabanlı çalışmalar üzerinedir. Bunun dışında, ne ortak bir ticari girişimimiz, ne maddi bir alışverişimiz, ne de parasal bir ilişki söz konusu olmuştur."

- "(Mahir Polat’ı) Hayatım boyunca kendisini sadece iki kez gördüm."

- "(Mehmet Ali Çalışkan’ı) çok ama çok sınırlı düzeyde tanırım. İlk kez uluslararası bir toplantıda karşılaştık. Sonrasında ise yalnızca veri ve saha çalışmalarıyla ilgili yapılan sunumlarda denk geldik. Ne düzenli bir ilişkim, ne de bir iletişim trafiğim olmuştur."

Sorularıma Azad Barış’ın ekleyecekleri vardı. Barış, daha önce hiç terör cezasının olmadığını, halihazırda süren tek davasının da HDP’nin yaptığı bir basın açıklamasıyla ilgili olduğunu söyledi. (Belgesini paylaştı) Adli sicili temizdi.

Aleyhine çıkan haberlerdeki olayın, 2001’de, Alman Arte televizyonu adına Diyarbakır Nevruz’unu takip ederken gözaltına alınması hadisesi olduğunu ekledi. (Belgesini paylaştı)

Hem kendisinin hem de aynı kurumdaki çalışma arkadaşlarının, Maraş depremlerinde yaraları sarmak için çalışma yaptığını, Kızılay’a da destekte bulunduğunu, bu nedenle Kızılay’dan kendisine teşekkür plaketi verildiğini söyledi. (Fotoğrafını paylaştı).

Ayrıca Türkiye’nin de kurucu üye olduğu AGİT toplantılarında da konuşma yaptığını söyledi. (Görüntülerini paylaştı)

Başına gelenleri; Ezidi Kültür Vakfı Başkanı olarak, Suriye’nin yeni Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara hakkında uluslararası bir dava açma hazırlığında olmasına bağladı.

Hedefteki isim Azad Barış’ın anlattıkları bu şekilde.

Tarih elbette gerçeği açığa çıkaracak. Umarım gerçeğe giden yol, akıl ile vicdanın kesiştiği yerden olur.

-Kamuoyu sizin adınızı Ekrem İmamoğlu ve Resul Emrah Şahan'ın tutuklanması sürecinde daha çok duydu. Azad Barış kimdir? Kendinizi nasıl tanıtırsınız?

Her ne kadar 19 Mart’taki kumpas operasyonunun odağı konumuna yerleştirilsem de, Ekrem İmamoğlu ve Emrah Şahan dışında da siyaset, sivil toplum ve akademi dünyasından bilinen biriyim. Kamuoyunun ismimi daha çok Ekrem İmamoğlu ve Resul Emrah Şahan’ın tutuklanması sürecinde duyması bu operasyona benim üzerimden biçilen kurgusal çerçeve ile ilgilidir. Özetlemek gerekirse, daha Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edilmeden ve 19 Mart operasyonu gerçekleşmeden, 18 Mart sabahı evim ve çalışma ofisim basıldı. Hakkımda organize bir itibar suikastı girişimi yapıldı. Hakkında gizlilik kararı bulunan bir soruşturma, iktidara müzahir medya tarafından bir algı operasyonun kurgusal dayanağı haline getirildi. Bütün bu operasyonun kronolojisi kayıt altındadır. Gözü dönmüş haramzadelere 19 Mart operasyonu için bir “terörist” lazımdı…

Bugünkü Türkiye’de bir avuç bırakılmış diasporik Ezidi topluluğunun bir parçasıyım. Kendi hikayem de Ezidilerin hikayesinin bir izdüşümü.

Sosyalist ve muhalif çevrelerde, sivil toplum, akademik ve entelektüel çalışmalarım ve özellikle Ezidi cemaati üzerine yürüttüğüm araştırmalar ile bilinirim.

Oldukça erken yaşlarda Almanya’ya göç ettim ve eğitim hayatımı burada tamamladım. Bunun yanı sıra İngiltere, Amerika ve Avustralya’daki çeşitli üniversitelerde akademik çalışmalar yürüttüm. Hamburg Üniversitesi’nde sosyoloji, sosyal ekonomi ve siyasal bilimler alanlarında iki ayrı yüksek lisans yaptım. Ardından felsefe alanında doktora derecesi aldım. Doktora çalışmam özgürlük kavramı üzerine ve bu çalışma benim için salt bir araştırma konusu olmanın ötesinde teori ile praksisin uyumu açısından başka pencereler açtı.

Sivil toplum ve azınlık hakları üzerine yaptığım araştırmalarda ise özellikle Ezidilere odaklandım. 73 fermanla, sürgünle, göçle, zorla bir avuç bırakılmış Ezidiler üzerine demografik, etnografik ve ata topraklarına “geri dönüş” bağlamında çalışmalar yapıp........

© Cumhuriyet