Körfez Savaşı Gerçekleri
Sıcak çatışma koşullarının sürdüğü ve Hürmüz geçişinin kısıtlı kaldığı her gün, belirsizlik iklimini daha da ağırlaştırıyor; eko-politik tehdit ve risk okumalarını üst kademelere taşıyor.
Küresel petrol tüketiminin günde yaklaşık yüz milyon varil olduğu ve bunun beşte birinin Hürmüz hattından taşındığı biliniyor. Uygulanan İran blokajı sonucunda bu miktar yirmide bir oranına düşmüş bulunuyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından rekor miktarda acil durum stokunun piyasa verilmesi kararı ortada durur iken, dünyadaki kırk günlük petrol stoku varlığına dikkat çekiliyor. Basra Körfezi ülkeleri kaynaklı petrol ihracatının %70 oranında azaldığı ifade ediliyor.
Gelir planında enerji ihracatı kaybının günlük olarak 2,5 milyar Dolara ulaştığı hesaplanıyor. Uzman değerlendirmeleri, LNG ve petro kimya kalemleri hariç olmak üzere, bölge ülkelerinin savaşın başından beri 30 milyar Dolar gelir kaybına uğradıklarına işaret ediyor. İlaveten, turizm sektöründe ortaya çıkan kayıp miktarının 18 milyar dolara ulaştığı ve günde ortalama turizm harcamaları bakımından 700 milyon Dolarlık eksilme ortaya çıkardığı hesaplanıyor.
Fitch uluslararası değerlendirme kuruluşunun yaptığı bir çalışmada; Hürmüz Boğazı ile ilgili durumun üç ay sürmesi durumunda ortalama petrol fiyatının 130 Dolar düzeylerini test etmesi, yıl sonuna doğru 90 Dolara gerilemesi öngörülüyor.
Daha sert hareket ile dalgalanmaların beklendiği bir bantta, altı aylık bir Hürmüz blokajının 170 Dolar üst seviyesini dahi tabloya taşıyacağı ancak, sene sonunda aynı seviyelere gerileme ihtimalinin olduğu ifade ediliyor. Ortalama petrol fiyatları üzerinden yapılan bir kapsamlı değerlendirmede; Küresel planda 100 Dolarlık bir düzey “Yavaşlama”; 150 Dolar Düzeyi “Resesyon”; 200 Dolarlık bir kestirim ise “Depresyon/Kriz” şartlarını ihtimal dahiline çekiyor.
Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ham petrol ve LNG fiyatlarının yıl boyunca yüksek kalması halinde küresel mal ticareti için büyüme tahmininde 0,5 puan eksilme ihtimalinin gündeme geleceğini ifade ediyor. Kurum, Hürmüz Boğazı ilintili lojistik sıkıntıların, küresel gübre ticareti üzerinde yaratacağı olumsuz etkilere de ayrıca önemle vurgu yapıyor. Sentetik gübre ve üre üretim ve nakliyesi bakımından toplam hacmin üçte birini temsil eden bölgedeki çatışma koşulları, bahar ekim-dikim dönemi ile hemen aynı dönemde ortaya çıkarak, telafi edilemez riskleri ortaya çıkarıyor. Mevsimsel olarak mısır, buğday ve pamuk gibi esaslı tarımsal ürünlerin tarım ve rekolteleri bakımından sadece bu yıl ile sınırlı kalmayacak sıkıntıların yaşanma riski artmış bulunuyor. Artan yem maliyetleri senaryosunda beyaz et ve yumurta başta olmak üzere tüm hayvansal ürün maliyetlerinde artış etkisi öngörülüyor. Çarpan etkisi ile tüm gıda fiyatlarında artış etkisinin artık ihtimal dahiline alınması gerektiği anlaşılıyor. Dünya nüfusunun önemli bir kısmı için ekmek fiyatlarındaki fiyat artışı ihtimali sıkıntılı bir tabloyu önümüze çıkarıyor. Düşme eğilimine girmiş kahve fiyatları benzeri grafiklerde yeniden artış eğilimine geçileceği ve gıda paketlemesinde önemli maliyet artışlarının da yaşanacağı anlaşılıyor. Arz şokları söz konusu olduğunda, önce yükselen enerji fiyatlarını, hemen ardından artan gıda fiyatlarının takip ettiğini hatırlatmak gerekiyor.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, Avro Bölgesi özelinde ortaya çıkan ve enflasyon için yukarı; ekonomik büyüme için aşağı yönlü “Çifte Risk/Tehdit” olgusuna dikkat çekiyor. Enerji ve emtia kaynaklı olumsuz ekonomik etkilerin reel gelir ile güven faktörleri üzerinde olumsuz etkileri üzerinden yaşanacak tüketim/yatırım baskılanması sendromuna dikkat çekiyor. Deutsche Bank Başkanı ve ECB yöneticisi Joachim Nagel’in, önümüzdeki dönem için muhtemel “faiz artışı” senaryosunu gündeme taşımasına şaşırmamak gerekiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) Sözcüsü Julie Kozack’ın benzer ifadeleri arasında; “petrol fiyatındaki her %10’luk artışın küresel enflasyonu 40 baz puan arttırma etkisi ortaya koyarken, büyümeyi aşağıya çekebileceği” tespiti dikkat çekiyor.
Bölgede artan jeo-politik riskler, ülkelerin CDS (kredi temerrüt takası) oranları üzerinde yarattığı olumsuz etki üzerinden de okunabiliyor; mesela Bahreyn’in CDS skoru 13 puan, Türkiye’nin ise 10 puan artış gösteriyor.
Ekonomik pencereden bakılarak paylaşılan tespitlere yenilerini eklemek mümkün olmakla beraber, savaşların insan hayatı üzerindeki telafi edilemez can kayıpları ve yaşanan insanlık dramı yönlerine “fiyat biçmek” vicdanen mümkün görülmüyor ve bir an önce bu sürecin sonlanması ümit ediliyor.
