menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"AYNİ: Bugün senin için olan yarın benim için"

16 0
26.03.2026

Güney Amerika, Peru.. Zaafım olan, beni kendine her daim çeken, hayatımı yeni baştan sorgulayıp dönüştürmeme yardımcı olan sihirli topraklar..

2017 yılında yanıma sırt çantamı alıp bu bölgeye gitmiştim. Hayatımı dışarıdan görmeye, kim olduğumu yeni baştan öğrenmeye ihtiyaç duyduğum günlerdi. Cusco'ya indiğim ilk gün bir panço, bir şapka, bir de çanta satın almıştım kendime ve orada bulunduğum süre boyunca da sürekli üzerimde taşımıştım onları. Seyahatimin sonunda Türkiye'ye dönerken geleneksel Peru kıyafetlerinin yanı sıra farklı modellerde çantalar, şapkalar ve de pançolardan oluşan büyük bir bavulum vardı yanımda. O dönem çektirdiğim tüm fotoğraflarda, o meşhur wayuu çantalar var mesela omuzlarımda. (Hala da kullanılırım onları bu arada) Üzerimde o toprakların enerjisini taşımanın bana gerçekten çok iyi geldiğini düşünüyordum o günlerde ama bugün anlıyorum ki bana iyi gelen Perulu kadınların renkli dokumalarının yanı sıra muazzam anlamları olan yüzlerce yıllık sembolleriymiş aslında..

Dolayısıyla bu belgeselde Peru'lu kadınları bu dokumaları yaparken izlemek beni biraz daha farklı etkiledi. Türklerin kültür kökenlerinde çok önemli yeri olan Anadolu motiflerinin bu topraklara olan yolculuğuna tanıklık etmek ve de Güney Amerika'nın motifleri ile birleştiğini görmek ise ayrı bir heyecan verdi. Büyük bir merakla izledim yani bu belgeseli. İzledikten sonra da Cankeş'e peş peşe sordum sorularımı. Türkiye'de unutulmaya başlanmış olan ancak Güney Amerika'da hala devam eden dokuma kültürünün tam ortasında bir köprü olarak, buradan oraya oradan da buraya motifleri taşıyarak bugüne kadar hiç yapılmamış bir şeyi yaratmak istemiş oluşu bana gurur verdi. Kısacası daha çok kişi öğrensin istedim hikayesini..

Her ne kadar içerisinde alpaka yünü, koyun yünü, doğal elyaflar, doğal pamuk, el dokuması kumaşlar olan, her tasarımdan bir adet üretilen bu koleksiyonun %95'i bugüne kadar satılmış ve de sahiplerini bulmuş olsa da yine de koleksiyondan geriye kalanlar şu an hala Cankeş'in Alaçatı'daki Bashaques adını taşıyan mağazasında sergilenmeye devam ediyor. Yolunuz düşerse gidin bir ziyaret edin, o tasarımları yakından görün derim ve de şunu eklerim: "bu iki kültürün motiflerinin üzerinde olduğu ufacık da olsa bir üründen bir değil de daha çok olmalı ve de biz, bu aynı kökenden gelen iki kültürün kadınları, taşımalıyız üzerimizde bir şekilde onları.. Ama nasıl?"

Bu arada unutmadan, bahsettiğim belgeseli izlemek isterseniz de ("AYNI MI?" adıyla) youtube üzerinden ulaşabilirsiniz.

Şimdi karşınızda Peru, Kolombiya ve Türkiye arasında köprü kuran Görsel Hikaye Anlatıcısı Başak Cankeş ile yaptığımız kısa sohbetimiz..

1) Belgesel gece karanlığında çekilmiş bir görüntü ile başlıyor. Yalnızca arabanın farlarının aydınlattığı kadarıyla görüyoruz etrafı ve sonra birden sen çıkıyorsun karşımıza. O an anlıyoruz ki yoldasın, yolculuğa yeni başlamışsın.. Neden Peru ve Kolombiya, önce onu sormak istiyorum?

Bundan otuz kırk yıl önceye ışınlansaydık, Türkiye’nin köylerinde dokumacı kadınları hemen her yerde görebilirdik. Ne yazık ki bugün bu gelenek büyük ölçüde azalmış durumda. Buna karşılık Peru’da el dokuması kültürü hâlâ çok canlı; neredeyse her köşe başında bu geleneğin aktif olarak sürdüğünü görmek mümkün. Kültürler ve zanaatlar üzerinden çalışan bir tasarımcı için bu adeta bir hazine değerinde.

Ancak Peru’ya gitmenin tek amacı yalnızca oradaki dokumaları görmek değildi. Özellikle Wayuu kadınlarının el dokumaları bugün dünyanın en bilinen ve en saygın el işi geleneklerinden biri. Bu nedenle amaç, bu güçlü dokuma kültürüyle bir diyalog kurmaktı. Anadolu’nun motiflerini ve desen hafızasını bu kadınlarla paylaşarak, kendi motiflerimizin de farklı bir coğrafyada yeniden hayat bulmasını ve değerinin daha da görünür hale gelmesini istemekti.

Zaten dokuma kültürlerimiz arasında şaşırtıcı bir yakınlık var: renk anlayışı, kök boya geleneği ve motiflerin ritmi birbirine çok uzak değil. Kolombiya’da da Wayuu çantalarının üretimi benzer şekilde yaygın, son derece renkli ve ilham verici. Ben oraya yalnızca bakmaya değil, yeni bir filtreyle gitmek ve bu zengin işçiliği Anadolu’nun görsel hafızasıyla harmanlamak niyetiyle gittim.

Giyilebilir sanatın izinde çıktığım bu yolculukta, aslında peşinde olduğum şey yalnızca bir koleksiyon yaratmak değildi; kadınların yüzyıllardır elleriyle ördüğü hikâyeleri bir araya getirmekti. Peru’daki ve Kolombiya’daki kadınlar ile Anadolu’nun köklü dokuma geleneği arasında kurduğum bağ, benim için estetikten öte bir hafıza ve kimlik meselesi. Wayuu çantalarının ya da Peru’daki And Dağları’nın dünyaca bilinen el zanaati ile Anadolu’nun motif zenginliğini çağdaş bir moda dili içinde buluştururken, her parçanın bir kültürü temsil etmesini değil, kültürler arasında yaşayan bir diyalog kurmasını istedim. Bu koleksiyon benim için bir tasarım çalışmasından çok, kadın emeğinin evrenselliğini görünür kılan, geçmişle bugünü aynı ilmekte buluşturan bir anlatı.

2) Belgeseli izlerken senin, elinde Anadolu motifleri ile Peru’nun neredeyse her bölgesini ziyaret edip, gördüğün tüm Perulu kadınlara Anadolu motiflerini gösterişine tanık olmak çok etkileyiciydi. Ardından o kadınların da sana Peru motiflerini göstererek heyecanla bu motiflerden ilham alarak yepyeni motifler ortaya çıkartmaları da öyle. Sonuçta her iki kültürün de kökeninde şamanizm var ve pek çok sembol ortak..

Evet, Türkler’in kökeni de dediğin gibi şamanizme dayanıyor. Motiflerle iletişim kuruyoruz ve aslında alfabemiz aynı. Sadece bu konu hakkında daha önce yapılmış çok az çalışma var. Kitaplardan Bering Boğazı’ndan geçen göç yolları ile iki kültürden atalarımızın gidip geldiği konuşuluyor. Bu da birçok ortak motifi açıklayabilir fakat ben bu ortak dilin daha kolektif ve mistik bir sebebi olduğuna inanıyorum.

Doğanın etkileri, ortak dertler, hava, toprak, ateş ve su elementleri, hepsi hem And Dağları’ndaki hem de Anadolu topraklarındaki atalarımızın ortak ilhamı idi. Bunun zanaate yansıması kaçınılmaz. Ben de bu seyahate çıkarken bunları araştırmak ve her köyle temasa geçerek bir giyilebilir sanat koleksiyonunu üretme derdine düşmüş biriyim.

3) Belgeselde Peru'lu bir kadınla Anadolu motifleri ile Peru motiflerini yanyana getirmiş incelerken motiflerin bir çoğunun ortak olduğunu gördüğünüz bir sahne var. Bu motiflerden bir tanesinin eli belinde motifi olduğunu hatırlıyorum. Başka hangi motifler ortaktı ve de bu motiflerin anlamları nasıldı?

Evet, eli belinde doğurganlığı ve dişiliği, anneliği sembolize ediyor. Her iki kültürde de var.Tılsım motifi, pıtrak, hayat ağacı, su yolu, kurt izi, akrep gibi motifler de ortak.Akrep motifi kötü ruhlardan korunmak ve temizlenmek amacı ile kullanılıyor.Göz, tılsım ve pıtrak motifi yine nazardan korunmak için kullanılıyor.Hayat ağacı şamanın sürekliliğini temsil ediyor. Doğanın döngüsünü anlatıyor.Su yolu motifi de yine suyun hayattaki önemini, akışı, saflığı anlatıyor. Her iki kültürde de aynı anlamlarda.

4) Bu arada izlerken çok hoşuma gitti. Birbirlerinden 15 bin km uzaklıkta yaşayan ve birbirlerini asla göremeyecek olan ustaları bu koleksiyon sayesinde bir araya getirdiğini söylüyorsun. Mesela koleksiyonda yer alan bir kemer dokunduktan sonra Buldan’daki bir Türk ustada saf yünden bir şal dokutturuyorsun, sonra da bu şalı Peru’da dokunan kemerle birleştiriyorsun. Nedir bu Buldan’da dokunan o şalın özelliği?

Buldan’da meşhur devlet sanatçımız Selahattin Kaçanoğlu, tarihi kara tezgâhında her biri birbirinden değerli pamuk kumaşlar dokuyor. Kendisi hatta “Yaşayan İnsan Hazineleri” ödülüne layık görülmüş bir sanatçı ve zanaatkâr. Dede ve babasından ona kalan tezgâhında hâlâ inanılmaz bir geleneği sürdürmekte. İplikten muhteşem kumaşlara dönüştürdüğü ürünlerini özel yıkamalar ile bürümcük hale getiriyor. Kök boya ile renklendiriyor ve asla fabrikasyon çalışmıyor. Ben de aynı şekilde koleksiyon üretiyorum. Her bir kıyafeti tek adet yapmaya gayret ediyorum. Baskılı desenlerim haricinde beden alınan ürünlerin ikincilerini müşterilerimiz istediğinde mutlaka minik farklar çıkabiliyor. Peru dokumaları ve Selahattin Bey ile yarattığımız üçgenin de ortak noktası bu. Buldan’daki şalları pançoya çevirip Amantaní Adası’ndaki yerlilerin geleneksel kemerlerine Anadolu motifi işleterek bunu pançoya dahil ettiğim zaman fark ettim ki ustalar bu giyside bir araya geldiler. Ve farkında olmadan yeni bir enerji doğurmuş olduk. Adeta bir sihir, bir simya.

5) Belgeselin sonunda Anadolu kadınlarının dokuma tezgahlarının önünde olduğu bir bölüm vardı ama çok kısa, devamını göremedim. Onların, Peru’lu kadınların dokuduklarını görüp yeni dokumalar yaptıkları aşamanın başıydı sanırım.. Peki bir şekilde bu tasarımlardan isteyen olduğunda bir benzerini Anadolu’daki kadınlara yeniden ürettirmeyi planlıyor musun?

Evet, Peru’dan döndükten sonra filmi sondan başa sarmaya karar verdim ve ters mantık izledim. Denizli’deki dokuma ekibime Peru işlerini getirerek inceleme şansımız oldu. Onların yorumları, zorluk derecelerine şaşırmaları benim için ilginçti. Bazı dokumaları ürettirmek burada imkânsıza yakın, onu anladım. Hem Peru’da 6 yaşında öğrenen ve hayatını sadece dokuma yapmaya adamış kadınlar sebebi ile hem de Alpaka yününün bizdeki (Ankara keçisine ne kadar yakın olsa da) yumuşaklığı sebebi ile buradaki DNA ile oradaki işçiliği vermek belirli bir zorluk derecesi gerektirdi. Yine de biz Peru motiflerini Türk kilimlerine yerleştirerek güzel harmanlar yaptık. Ürünlerin devamı maalesef yok. Ben hepsinin tek bir sahibi olduğuna inanarak ürettim. Hepsi de sahiplerini buldu. Fakat ileride fotoğraflardan beğenerek istekte bulunan olursa da onlara yapılacak olan şeyin ikincisi olmayacak. Bu koleksiyon bir parmak izi kadar özel ve biricik. Sanıyorum en büyük özelliği de bu. Hepsindeki simya ve formül başka.

6) Koleksiyonun adı olan “Ayni mi?” Peru yerlilerinin, İnka’ların konuştuğu Quechua dilinden alınıyormuş. Nedir tam olarak anlamı?

"Ayni" Quechua dilinde; “Bugün senin için olan yarın benim için” demek. Karşılıklılık anlamı taşıyor. Ayrıca insanın doğadan alıp doğaya ne verdiğini sorgulamak için de özel bir kavram. Hem insandan insana, hem insan ile doğa arasında bugün bizim için olan yarın onun için!

7) Giyilebilir sanat. Yarattığın tasarımları böyle tanımlıyorsun. Senin hikâyeni bilmeyenler için “giyilebilir sanat” nedir, biraz anlatabilir misin?

Son günlerde tablodan kıyafete aktarılan sanat eserleri ya da desenlere verilen ismin giyilebilir sanat olarak adlandırıldığını görüyoruz. Tabii ki her sanatçı terimin içini farklı yetenekleri ile doldurmaya niyetli olabilir. Fakat benim için anlamı öncelikle bir hikâyeden başlıyor. Hikâyenin ana temasının sadece desen ile değil, bileşenlerini kümeleştirerek kıyafette hem form, hem renk hem de başka zanaatlerin kullanımından oluşan bir harmanlama tekniği. Heykelimsi formlar, her türlü el sanatının ve zanaatinin insan bedenini örtmek için kullanılışı benim için giyilebilir sanat.

Yani sadece çizimleri kumaşa baskı yapmak olmamalı. Bakır kalaylayan usta, telkâri sanatı, bir heykelin içinde hayal edilebilen insan vücudu ve tekstile o gözle bakabilme yeteneği, hikâyeyi giysinin üzerinde anlatabileceğimiz her türlü malzemeyi kullanabileceğimiz uçsuz bucaksız bir okyanustur giyilebilir sanat. Ve en önemlisi böyle giyinmek isteyen insanlar vardır. Bu bir ütopya değil.

8) Bu arada “Ayni mi?” adını taşıyan bu koleksiyon bugüne kadar yaptığın 9’ncu koleksiyonmuş. Öncesinde başka nasıl koleksiyonlar vardı? Neler anlatıyorlardı?

İlk koleksiyonum, 2014’te Murathan Özbek’in fotoğraflarıyla oluşturduğum “An” koleksiyonumdu. Bu koleksiyon ile Uluslararası Akdeniz Moda Ödülleri ve Londra CFE ödülünü kazanarak zamansızlık kavramını merkeze aldım. Ardından Gaudi ve dokumayı buluşturduğum “Kapı” ile devam ettik, üçüncü olarak Dalí sürrealizmini Osmanlı minyatürüyle birleştirdiğim “Gala’nın Hareme Girişi” ile hem moda haftasına katıldık hem de Contemporary Istanbul’da sergi olarak yorganları sergiledik. Bu koleksiyon ile sunum dilimi teatral moda performansına dönüştürmeye başladım. Devamında Türk çinisi ve Degas balerinlerini bir araya getirdiğim “Balerinin Sıraltındaki Hayali”nin olduğu 5 odalı performans geldi. Ardından Zorlu PSM’de tamamen kırmızı tonlardan oluşan “Aşk Cenazesi”ni Fazıl Say’ın “Kara Toprak” eseri eşliğinde sahneledik ve sonra 2019’da 150 kişilik bir ekiple Türkiye’nin ilk biletli 360 derece teatral moda performansı olan “The Truth”u gerçekleştirdik. 2020'de, hemen pandemi öncesi Milano Moda Haftası’nda göç temalı “Golden Age” koleksiyonumu sundum, sonra “Aynı mı?” koleksiyonu ve belgeselini, ve son olarak da Yerebatan Sarnıcı’nda “Medusa’nın Çığlığı” adlı sürükleyici dans tiyatrosunu 23 kez sahneledik.

9) Peru’ya yaptığın bu seyahat toplamda 43 gün sürmüş. Belgeselde anlatamadığın, bu iki kültüre veyahut bu seyahate ilişkin başka neler söyleyebilirsin?

43 gün boyunca onlarca köy gezdik sevgili rehberim Hale ile. Bu yolculuk tek başına çıkılacak bir yolculuk değildi çünkü eşya taşımak bizim mesleğin ilk adımı. Kumaşları bir yerden bir yere götürmek, seçmek, gün geçtikçe artan dokumalar, renkler ve 15.000 km uzağa bunları götürüp her birinden tekil bir ürün yapmak. Bana en çok sorulan sorulardan biri dokumaların Türkiye’ye köylüler tarafından mı gönderildiği, nasıl ulaştığı. Günümüzde böyle projeleri destekleyecek lojistik desteğiniz olamıyor. Çünkü bu bir sanat projesi. Kumaş ithalatı değil. Resmen her bir kumaş bir tablo. Sizin için üretiliyor. Bu sebeple hızlı dokuyan zanaatkârlara ihtiyacımız oldu. 41. günün sabahında tüm köylerde üretimini başlattığımız kumaşların otelimize kargo ile ulaşmış olmasını hedefledim. Biz tasarımımızı anlatıp siparişimizi verdikten sonra dokumacılar hemen kumaşı dokumaya başladılar ve biz diğer köye ve diğer köye geçtik. Günün sonunda tüm kumaşlar elime ulaştı ve sonrasında bu şekilde Türkiye’ye getirebildim. Bunun dışında belgeselde Adeinis ile alakalı duygusal anlarımız var. Kendisi Kolombiya’da bir kaktüs çölünün ortasında Wayuu çantalar üretiyor ve seyahatim orada başlıyor. Oradaki eve hayatımda ilk defa gitmeme rağmen sabah sanki eski bir kız kardeşimin evinde uyanmış olma hissimi unutmayacağım. Bize evini açması tam bir Türk misafirperverliği gibi gelmişti ve ayrılırken çok üzülmüştüm...


© CNN Türk