Ölümde Var Dayanışmada
Bazı kayıpların adı yoktur. “abla” dersin ama bilirsin ki o anne yarısıdır. Çocukluğunun sığınağı, yetişkinliğinin gülen yüzü, vicdanıdır. Canım ablamı kaybettim. Hastalığında beklemek çok acı, bir o kadar da zordu. Bir insanın sevdiğinin acı çektiğine tanık olması, elinden hiçbir şey gelmeden beklemesi çok zordu. Ben bu süreçte ölümü beklemenin ölümün kendisinden daha ağır bir sınav olduğunu öğrendim. Her gün, “acaba bugün mü” sorusuyla uyanmak, her gece “bir gün daha geçti” diye içten içe şükretmek ve aynı anda utanmak.
Hayat bazen çok acımasız oluyor. Ama asıl acımasız olan, bütün yaşanılan acılara rağmen dünyanın hiçbir şey olmamış gibi dönmeye devam etmesi. Sokakların kalabalıklığı, televizyonların gürültüsü, program kirlilikleri, yetiştirdim yetiştiremedim telaşesi, çirkin siyasetçilerin hoyrat söylemleri can yakmaya ve insanın ruhunu karartmaya devam ediyor.
Bir hastane odasında insan hayatın en yalın gerçeğiyle yüzleşiyor. İnsanlar çok kırılgan, ölenlerse yalnızca insanlar. Sistem ve anlayışlar değişmedikçe aynı yaşamlar devam ediyor. Ve işte tam da burada siyaset başlıyor. Sağlık bir hak mı? Yoksa imkânları olana tanınmış bir ayrıcalık mı? İnsan onuruna yakışır yaşam sürmek, hastalığında bakım görmek neden hala bazıları için çok zor ve acımasız. Ablam çok şanslıydı. Emekli gazi albay eşinden olan sağlık güvencesiyle her şey yolunda ve insana yaraşır bir şekilde devam etti. Siyasetçiler ve iktidar da olanlar için adil bir düzen kurmak çok mu zordu? Oysa bir hastane koridorunda herkes eşit olmalıydı. Acı kimlik sormuyor. Ölüm parti tutmuyor. Gözyaşlarının hepsi tuzlu ideoloji bilmiyor.
Siyasetin en temel görevi nedir? İnsanı yaşatmak. İnsanı yalnız ve sahipsiz bırakmamak. Ama kendilerine siyasetçiyim diyerek insanın mutluluğu ve huzuru için çalışması gerekenler, özellikle iktidar sahipleri bugün hep neyi tartışıyor ve neyin derdindeler. Belki büyük değişimler hemen olmaz. Ama siyasetin dilini yumuşatarak, sağlığı, eğitimi insanlar çocuklar için hak görmek hala mümkün. Dürüstlüğü cesaret saymak hala mümkün.
Şimdi soruyorum, bu kadar kısa ve yalan olan yaşamda kalpleri kırmaya gerçekten değer mi? Haklı çıkmak mı önemli yoksa iyi kalmak mı? Belki dünya değişmeyecek, belki siyaset yine sert ve acımasızca devam edecek. Ama biz kendi küçük çevremizde birbirimizin acısını büyütmeden yaşamayı seçebiliriz.
Ablamın cenazesin de çok büyük bir kalabalık vardı. Bodrum’un kıymetli son kuşak büyüklerinden olması bütün yerli aileleri cenazede buluşturmuştu. CHP’nin Bodrumdaki en yaşlı üyelerinden biri olması, benim ve Osman abimin CHP’li duruşumuzla yerel siyasetteki etkinliğimiz, yeğenimiz Süreyya’nın Muğla Milletvekili oluşu sebebiyle de Bodrumdan ve dışarıdan çok sayıda yol arkadaşlarımız ailemizi onurlandırdılar. Ne kadar çok sevilip sayıldığımızı bir kez daha görerek çok mutlu oldum. Ama içimden geçen duygular kalabalığın görünen yüzünden daha karmaşıktı.
Acımın ortasında omzuma dokunan bazı ellerden sonra kendime sormadan edemiyordum. Oradaki siyasilerden kaçı bizimleydi acaba? Kaçı alışkanlıklarla (görev icabı), kaçı sadece bir fotoğraf karesinde görünmek için oradaydı? Ölüm sahiciliği zorunlu kılar. Bir cenazenin başında kimse rol yapmamalı. Aynı pazardan alışveriş yaptığımız, aynı hastanede sıra beklediğimiz, çocuklarımızın aynı okul bahçesinde koştuğu bir yerde siyaset artık bir meslek, geçim kaynağı değil, bir ahlak meselesi olur ki işte tam bu nokta da YEREL SİYASET ve siyasetçiler sınanır.
Doğruların görülerek siyaset yapıldığını görmek istiyorum. Yanlışların üstünün örtülmediği, hataları kabul etmenin erdem olduğu, “yanlış yaptım, farkındayım, birlikte düzeltelim” diyebilen, liyakata, emeğe, vefa ve saygı gösteren, bir sonraki seçimlerde kendi koltuklarının derdine düşerek yol arkadaşlarını yok saymayan yöneticilerin ve anlayışların çoğaldığı bir düzeni hayal ediyor ve istiyorum. Çünkü aktif olan tüm siyasi çalışmalarımda ilkem bu anlayış oldu. Biliyorum ki halk her şeyi görür. En çok da samimiyeti. Yapay duruşları ve bakışları anlar. Acıya da, sevince de yürekten ortak olanı ve kullananı ayırt eder. Ogün çok mutsuz ve üzüntülüydüm. Çünkü kaybım çok büyüktü ve tazeydi. Ama en çok da bu ülkenin ve insanlarının hala samimiyete ne kadar aç olduğunu bir kez daha kendimde hissettiğim için daha çok mutsuzdum diye düşünüyorum.
Ama her şeye rağmen umudumu hiçbir zaman kaybetmiyorum. Ablamı kaybedişimin 7. Gününde acım hala taze, sesim hala titrerken, kalbim hala onun adını fısıldarken CHP’nin “millet iradesine sahip çıkıyor. Havama, suyuma toprağıma dokunma” mitingine katılmak için Milas’a gittim. Yas tutulur derler. Maalesef bu topraklarda başımızdaki anlayışla yas tutmaya bile izin yok. Orada vatanını, topraklarını seven, torunlarının layık oldukları bir çevrede ve anlayışla yaşayacakları dünyanın hayalini kuran insanlardan birisi olarak orada olmam gerektiğine inanmıştım.
Akbelen ormanları, zeytin ağaçları, kara maden projeleriyle, rant uğruna yok edilirken aslında yok edilen insanların yaşam alanları, umutları ve yarınlarıydı. Ablamın kaybı, Akbelen’de yaşananların acısı aslında farklı değildi. O gün miting alanında omuz omuza duran insanlar bana başka bir gerçeği daha gösterdi. DAYANIŞMANIN GÜCÜNÜ.
Bir köylü kadının zeytin ağacına sarılışı, bir gencin “havama, suyuma dokunma” diye haykırışı, bir dostun cenazede omzuna dokunması, komşunuzun yas evine sessizce bıraktığı sıcak bir çorba. İşte gerçek dayanışma budur. VE bu ülkeyi değerlerimizi hala ayakta tutan en büyük sebeptir DAYANIŞMA.
Evet… Hala içim çok acıyor. Aklımda hala deli sorular. Belki biraz mutsuzum. Ama her zaman olduğum gibi UMUTSUZ HİÇ DEĞİLİM. Biliyorum ki birlikte yas tutabilen toplumlar, birlikte ayağa kalkmayı da bilirler. Ağaçlarını, suyunu korumak için el ele veren insanlar yarın birbirlerini de daha iyi doğru anlar ve korurlar. İşte o zaman vicdan en güçlü ses olur. ve insanımıza layık bir düzen ancak o zaman kurulabilir.
Evet, ablamı uğurlarken bir kez daha anladım ki kederler paylaşıldıkça azalıyor, sevinçlerde paylaşıldıkça çoğalıyor. VE bizler, topraklarımızı korumak için samimi olmayı, dayanışmayı seçtiğimiz sürece VATANIMIZ DEĞERLERİMİZLE BERABER HEP YAŞAYACAKTIR.
Nuran Yüksel/ Şubat / 2026 / Bodrum
