Türkiye-Ermenistan İlişkilerinin Normalleştirilmesi Üzerine Düşünceler
E. Büyükelçi Selim Karaosmanoğlu - E. Büyükelçi Osman Korutürk
Türkiye’nin ortak sınır paylaştığı tüm komşularıyla kendine özgü nedenlerle ikili sorunları olduğu, bu sebeple geleneksel dış siyasetini kendisi dışındaki bölgesel anlaşmazlıklarda bu anlaşmazlığa taraf ülkelerden birinin karşı ağırlığı olarak yer almaktansa; mevcut anlaşmazlıkların çözümüne diplomatik katkı sağlamaya ve istikrar bozucu değil, istikrar sağlayıcı olmaya dayandırdığı bilinmektedir.
Ülkemizin, Cumhuriyet öncesinin zor ve acı tecrübeleriyle edinilmiş bu akılcı dış politika anlayışı 2000’li yılların yaklaşık ikinci yarısından bu yana ciddi ölçüde bir değişikliğe uğramıştır. Türkiye yer aldığı coğrafi bölgelerde ve bunların ötesinde, uzun vadede sonuç itibariyle kendisinden ziyade başka bazı ülkelere yarar sağlayacak bir takım maceralara girişmiştir.
Ancak, ülkemiz etrafında gelişmekte olan olaylar, krizler, Ortadoğu'da yaşananlar, Atlantik ötesi gelişmeler, Batı Avrupa’nın dünya meselelerine yaklaşımları Cumhuriyetin kurucu iradesince vazedilen dış politikanın Türkiye için doğruluğunu gün geçtikçe daha açıklıkla ortaya koymaktadır. Sözünü ettiğimiz gelişmeler, mevcut iktidarı da mümkün olduğunca geri adım atıyor gözükmeden, özünde eski akılcı dış politikayı devreye almaya yönlendirmektedir.
TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİNİN NORMALLEŞTİRİLMESI BÖLGESEL İSTİKRARA KATKIDA BULUNUR MU?
Dünyadaki ve çevremizdeki gelişmelerin yarattığı ihtiyaçların da etkisiyle gerek Türkiye’nin gerek Ermenistan’ın konuya bakışlarında son dönemde farkedilen nispi değişim, bölgesel sorunlarımızdan biri olan Ermenistan ile ikili ilişkilerimizin normalleşme yoluna sokulmasının artık eskisi kadar zor olmayacağını düşündürmektedir.
Doğu ve Güneydoğu komşularımızın şu sıralarda karşı karşıya oldukları endişe verici gerilim ve gelişmeler giderek tırmanma eğilimi gösterirken, etrafımızda istikrarı güçlendirebilecek her açılımın bize yarar sağlayacağı muhakkaktır. Hal böyle olunca, Ermenistan ile ilişkilerimizin normalleşmesi, ikili boyutun da ötesinde acaba bölgede ileriye dönük bir istikrar kapısı açılmasına vesile olabilir mi?
Bu sorunun cevabını, sınır ötesi yakın çevremizin karşı karşıya kaldığı çok boyutlu ve nasıl gelişeceği belirsiz krizlerle, bu krizlerin yarattığı kaygıları bir lahza geri planda tutarak vermeye çalışalım...
Malum nedenlerle öteden beri "şeker renk" olduğu bilinen Türkiye-Ermenistan ilişkilerine, kendi eşiğimizden tarafsız bir gözle şöyle bir bakacak olursak, hem Türkiye, hem de Ermenistan açısından geçerli olan ilginç bir durumla karşılaşırız. Şöyle ki, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının hemen ertesinde, Türkiye, diğer bütün Sovyet ardılı Cumhuriyetleri olduğu gibi, Ermenistan'ı da ilk tanıyan ülkelerden biri olmuştur. Ancak bu erken tanımaya rağmen Türkiye ile Ermenistan arasında bugüne kadar sadece diplomatik ilişki değil, herhangi bir açık temas da kurulmamıştır. Bu bağlamda karşılıklı kara sınır geçişleri kapalı tutulmuş, iki ülke tüm uluslararası forumlarda birbirinden uzak durmuş, daha ziyade Türkiye'den Ermenistan'a yönelik sınırlı çaptaki ikili ticaret de ancak aracı üçüncü ülkeler (özellikle de İran) vasıtasıyla yapılagelmiştir.
İlginç olan, bu duruma rağmen, ne Türkiye'de ne de Ermenistan'da yekdiğerine karşı varoluşsal bir tehdit algılamasının mevcut olmayışıdır.
Bunun da ötesinde, kamuoyunca pek bilinmeyen bir husus, bu karşılıklı mesafeli tutuma ve İki ülke arasındaki bu mutlak temas yoksunluğuna karşın, ortamın en gergin olduğu dönemlerde olduğu gibi, bugün de Türkiye ile Ermenistan’ın Aras nehri üzerindeki Arpaçay barajını sorunsuz bir şekilde ortaklaşa işletmeye devam ediyor olmalarıdır.
İkinci Karabağ yenilgisinden sonra, Ermenistan Cumhurbaşkanı Paşinyan, Ermenistan’ın dış sınırlarını koruyan Rus Federasyonu'nun FSB (Eski KGB) hudut birliklerini ülke dışına çıkarmış ve sınır korunmasını........
