Kurtlar Kuşlar Ağaçlar
Rejim geldiği nokta itibariyle kendisini tümüyle bir teolojiye dönüştürmeye çalışıyor. Elbette, Schmitt/Benjamin menzilinden, siyasal olan zaten teolojik değil midir diye sormak meşrudur. Fakat benim teoloji ile altını çizmek istediğim, metaforik olanın ötesinde, gerçek bir teoloji. Liderin mutlak kült haline geldiği, tabu, kutsal ve murdar olanın bizzat onun bedeni ve beğenileri aracılığıyla belirlendiği bir teoloji.
Dahası, siyasal alanın lider kültü(rü) tarafından domine edilmesinin ötesinde, siyasal alana girmenin ancak liderin bedeninden yansıyan tabuları dikkate alarak mümkün olduğu, siyasalın bizzat totemleşmiş bedenin keyfiyetleri, takdir, tensip ve icazetiyle iskan ve istimlak edilebildiği; politikanın ise hegemonya ve meşruiyet mücadelesi olmaktan çıkıp, bir tür komünyon yemeği gibi teolojinin sahibinin etinden ve kanından yapılmış bir iskân olarak kutsallaştırılması durumu sözkonusu.
Mesela Kemalizm böyleydi, Peronizm de. Latin Amerika’da uyuşturucu baronlarından faşist çetelere, parlamenter siyasetten kurtuluş teolojisine kadar herkesi kucaklayan Katolik dünya böyledir. Çin ve Nepal’deki deneyimlere bakarak Maoizm hakkında da benzer bir şey söyleyebiliriz. Sağ, sol, liberal, faşist, muhafazakâr, demokrat ... bütün siyasi versiyonları tek bir büfede takdim edebilen bir her şey dahil sistemi. Tükenmemiş mercimek köftesini, önce mercimek çorbasına sonra da ezogeline son olarak personel yemeğine zorlayan esnaf kanaatkarlığı. Altından bronzdan tunçtan boy boy Mao heykelleri ya da kalpaklı, fraklı, zeybek oynarken, denize girerken, rakı içerken, cephede uyurken ya da vals yaparken, dua ederken Mustafa Kemaller. Türkiye için böyle bir teolojiyi yalnızca Mustafa Kemal kurabilmişti ve tam da bu yüzden, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a her darbe dönemi, 12 Eylül’den ülkücü harekete her faşizm biçimi, Özal’dan Demirel’e sağcılığın elli tonu ve elbette Sosyalist Devrimcilerden Milli Demokratik Devrimcilere herkes kendine yakışan bir (Gazi) Mustafa Kemal (Atatürk) yaptı.
Urfa lahmacunu ile Antep lahmacunu arasındaki fark sarımsaktır, Urfa kebap ile Adana kebap arasındaki fark ise acı toz biberdir, tariflerin geri kalan kısımları neredeyse aynıdır. Ya da aslında elma, armut ve çiğ soğanın kokularını almazsanız tadı neredeyse aynıdır; avokado ve muzu farklı hissettiren ise tatlarıdır ve aslında dokuları aynıdır ki tam da bu yüzden rejim 17/25 önemli bir durak olmakla birlikte, 2015 Haziran-2016 Temmuz’undan itibaren daha yoğun bir şekilde dokudan ziyade tatlar ve kokular ile oynamaya başladı ki, mutfakta bu işin ustası üç şef vardı: Perinçek, Bahçeli, Baykal.
Tayyip Erdoğan ve onun siyasi hareketi 2015’lere kadar biyolojide simbiyotik (karşılıklı fayda) ya da epifitikmiş (zarasız misafirlik) gibi görünen, kendisi ve sonradan muarız olacağı muhatapları dahil herkesin kazanacağını vaad ettiği (Liberal demokratlar, cemaat, AB, Kürt hareketinin değişik enlem ve boylamları vb.) win-win sistemler kurdu. Fakat sonradan anlaşıldı ki ilk bakışta epifitik ya da simbiyotik gibi görünen ilişkiler meğerse boğma incir (rakısı değil) operasyonuymuş. Ocağına incir ağacı dikmek deyimine de ilham veren bu operasyon, bir incir tohumunun başka türden bir ağacın dalına konması ve sonra kendi kendini daldan aşılayıp, yavaş yavaş tedricen köklere uzanıp ağacı ele geçirmesi ve ağacı kütükten bir iskelete döndürmesidir. Tayyip Bey de sağolsun, 2002’den beri kimin elini sıktıysa, muhatapları, müttefikleri ve muarızları bir süre sonra........
