menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hemme’ye Varamayanlar: Bir Ertelemenin Anatomisi

21 0
24.08.2025

Türkiye’nin Oscar adayı Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri –ya da filmde konu edildiği biçimiyle– öldüremediğimiz Hemme’lerle kol kola yürüdüğümüz günlerden biri. Filmi, MUBİ’ye ilk geldiğinde ve henüz Oscar adayı olacağını ummadığım günlerde izlemiştim. Domates tarlalarının görsel şenliği, yöre insanının doğallığa yakın oyunculukları, uzun (bana kalırsa kimi yerde gereğinden uzun) sahne geçişleriyle gerçekçiliğin sınırlarını zorlayan; zaman zaman bir filmden çok belgesel izliyormuş hissi veren bir yapım Hemme. Yönetmen Murat Fıratoğlu’nun ilk filmi. İlk filmlerin en büyük başarısı alınan ödüllerden çok, ikinci filme dair bir merak uyandırmak ve yönetmenin sinematografik geleceğine ilişkin adı konmamış beklentiler yaratmaktır diye düşünüldüğünde; akış ve diyaloglara dair eleştirilerimi saklı tutarak, filmin bu sınavı geçtiğini söylemeliyim.

Çehov’a nazire olarak bu kez silah patlamıyor. Hatta silahın gerçekten öldürme amacıyla alındığını kesin biçimde kanıtlayan bir sahne de yok. Filmin isim tercihinin bu sahnenin yorumunda yönlendirici olduğunu, bir parça manipülasyonun kimseye zarar vermeyeceğini belirtmek gerekir. Ancak kavga sonrası bele takılan silahın yüklendiği intikam iması, başrol oyuncuya eşlik eden bir yardımcı aktör gibi tüm sahnelerde yanımızda. Belki de filmin asıl kurulduğu zemin tam da burada: “ima.” Film boyunca Eyüp’ün gerginliği, yüzüne yerleşmiş öfke, tarlada yaşanan olayın onda neden bu kadar derin bir iz bıraktığı, Hemme ile ilgili asıl niyetinin ne olduğu – öldürmek mi, korkutmak mı, hesaplaşmak mı – ya da Eyüp için bunun aslında sıradan bir gün olup olmadığı… Hiçbiri kesin biçimde anlatılmıyor. Seyirciler olarak bizler, bozulan motorun yarattığı gerilime, Siverek’in dar ve uzayıp giden sokaklarına, gündelik konuşmaların gevşekliğinin yarattığı amaçsızlığa eşlik eden bir ima’nın izinde ilerliyoruz.

Filmin fazlasıyla lokal kodlarla, bölgeye özgü ritüellerle örülmüş dili düşünüldüğünde, kavga sonrası Eyüp’ün yüzünde beliren o kararlı ve hedefe kilitlenmiş ifadenin neden bir türlü eyleme dönüşmediğine dair kültürel bir tanıklık yapmak elbette makul görünüyor. Tarlaya varamayan uzun yolculuk, bu topraklar için fazlasıyla tanıdık sebeplerle kesintiye uğrayarak rahatsız edici bir tanışıklık hissi yaratıyor. Sonuçlandırılamayan yürüyüşlerin, sabah niyet edilip ikindiye taşınamayan hedeflerin neden eksik, yarım kaldığına seyirci olarak ikna oluyoruz. Maksatsız ve uzayıp giden diyaloglarla kuşatılmış, kimseye selam vermeden yüz metre bile yürünemeyen bir hayatın içinde en derin duygular bile savrulurken bireye ait olanın kolektifin karşısında........

© Birikim