menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekmeksiz Barış ve Türkiye’nin Yeni Sanayi Koridoru

40 0
09.03.2026

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson Ulusların Düşüşü: Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri adlı ortak kitaplarında siyasi ve ekonomik kurumlar arasındaki ilişkiselliği ve bütünlüğü tartışıyor ve bu kurumların kapsayıcı ya da sömürücü niteliğini birlikte düşünmeye davet ediyor. Yazarlar, farklı zaman ve mekanlardan verdikleri örneklerle siyasi kurumlar ile ekonomik kurumlar arasındaki ilişkilerin olumlu etkileşimlerle verimli döngüler yaratabileceği gibi olumsuz etkileşimlerle kısırdöngüler de ortaya çıkarabildiğini gösteriyor.

Türkiye’de siyasal kurumların dışlayıcı ve sömürücü niteliği üzerine yürüyen tartışmalarda Acemoğlu ve Robinson’u önerdiği ilişkisellik yeterince dikkate alınmıyor. Kapsayıcı ekonomik kurumlar inşa etmeden kapsayıcı siyasi kurumlar kurmamız pek mümkün değil. Tersi de doğru.

Yakın zamanda kamuoyuna duyurulan Samsun-Mersin hattına kurulacak yeni sanayi koridoru Türkiye’nin siyasi ve ekonomik kurumlarının kapsayıcılığı ve sömürücülüğü meselesini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Zira hem geçmişi anlamamıza olanak tanıyor hem de gelecek on yılların nasıl şekilleneceğine dair önemli işaretler taşıyor.

Cumhuriyet’in kuruluşundan 3 yıl sonra, 1927 yılında, Türkiye’de 64.725 sanayi işletmesi vardı. Bu işletmelerin coğrafi dağılımına baktığımızda, toplam sanayi işletme sayısının ),6’sı Marmara bölgesinde bulunuyordu. Bunların da yaklaşık yarısı (E) İstanbul’daydı. Ege bölgesindeki sanayi işletmelerinin ülke içerisindeki payı ,9’du ve bu işletmelerin 0,5’i İzmir’deydi. Akdeniz bölgesinin payı ise %6,6 idi.  

Doğu Anadolu Bölgesi bu dönemde toplam işletme sayısının %9,6’sına, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile %8,2’sine ev sahipliği yapıyordu. Bu iki bölgenin payı toplamda ,8’e denk düşüyordu.

1960 yılına geldiğimizde Marmara’nın payı G,2’ye, Ege’nin payı ,6’a, Akdeniz’in payı ise %7’e yükseldi. Başka bir ifadeyle 1960 yılında Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri ülkedeki sanayi işletmelerinin s,8’ine ev sahipliği yapıyordu. Ülkedeki her 4 işletmeden 3’ü bu üç bölgede bulunuyordu.

Buna karşın Doğu Anadolu’nun payı %9,6’dan %3,8’e, Güneydoğu Anadolu’nun payı %8,2’den %3,8’e, her iki bölgenin toplam payı ise ,8’den %7,6’a düştü.

1927-1960 yılları arasında Karadeniz bölgesi de dramatik bir gerileme yaşadı ve payı ,3’ten %6,2’ye indi. Buna karşın, Orta (İç) Anadolu bölgesi kısmi bir gerileme yaşadı ve payı ,8’den ,3’e indi.[1]

Özetle, geçen 33 yıl içerisinde Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinin payları artarken, sırasıyla Doğu Anadolu, Güneydoğu, Karadeniz ve Orta Anadolu bölgeleri güç kaybetti. Orta Anadolu dışında kalan 3 bölgenin ağırlık kaybı dramatik düzeydeydi.

Devlet Öncülüğünde Sanayileşme ve Derinleşen Bölgesel Eşitsizlik

Türkiye’nin sanayi işletmeleri haritasının bu denli değişmesi kuşkusuz kendiliğinden olmadı. 1932 yılında planlanan ve 1934-38 yılları arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ve sonrasındaki uygulamalar önemli etkiler yarattı. Sovyet desteğiyle hazırlanan ve devlet öncülüğünde sanayileşme stratejisinin temelini oluşturan bu plan, Türkiye’de modern sanayinin altyapısını sağladı. Özetle tekstil, kâğıt, kimya, cam ve demir-çelik sektörlerinde kurulan devlet işletmeleri sanayinin çekirdeğini oluşturdu. Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası, Aydın Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Kocaeli Hereke Dokuma Fabrikası, Kocaeli SEKA İzmit Kâğıt Fabrikası, İstanbul Paşabahçe Cam Fabrikası, Bursa Gemlik Suni İpek Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası bu dönemde kurulan fabrikalar.

Devlette güvenlik ve merkezileşme politikalarının hâkim olduğu bu dönemde hazırlanan ve uygulanan Birinci........

© Birikim