menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tünele girdiler

59 9
30.01.2026

Gazete yazılarımda, TV yayınlarımda, toplu etkinliklerdeki ve özel ortamlardaki konuşmalarımda sık sık atıfta bulunduğum bazı İngilizce deyimler veya atasözleri vardır. Bunu "İngiliz ya da İngiltere hayranlığımdan" filan değil, çok zengin bir dil olan ve neredeyse 60 senedir yazılı - sözlü kullandığım o dilde bazı durumların bizden çok daha mükemmel anlatıldığı örnekleri kullanmak istediğimden yaparım.

O deyimlerden biri de "To add insult to injury" deyimidir.

Türkçeye (mealen) şöyle çevirebiliriz: "Yaraya/Acıya hakaret ekleme" durumu. Yani, "Vurup yaraladığınız ya da bir şekilde canını yaktığınız birine, bir de bununla yetinmeyip hakaret etmek..."

Bu topraklarda bizlere yıllardır zulmeden, iliğimizi kemiğimizi sömüren, acımasızca işkence eden, boğazımızı sıkan, yoksulluğu geçtim, açlık seviyesini bile bize çok gören, adeta fiilen yok ederek bizden kurtulmaya yemin etmiş zâlimlerin, bir de bu yetmiyormuş gibi karşımıza geçip adeta "nanik" yapmalarından söz ediyorum.

İnsanın isyan içinde haykırıp, olanca desibel gücüyle dağları yıkası geliyor!..

Örneğin, iktidar partisinin grup başkanvekili bir hanımefendi çıkıp milyonlarca kişinin TV’den izlediği bir meclis oturumunda "Durumumuz müsait olsa daha da fazlasını veririz (emeklilere) ama, şu an ancak bunu karşılayabiliyoruz" mealinde alay ediyor insanlarla. Hem de "ağır alay" ediyor. Bunca yıllık siyaset deneyimi ile, devletin imkânlarını ve hatta devletin istediği zaman kime neler neler verebildiğini (oluk oluk akıtabildiğini) neleri veremediğini, emekli aylıklarının devlet bütçesine ne kadar yük olup olmadığını gayet iyi bilen biri bu.

İktidar cenahından bir başkası çıkıp, yine utanmadan "Nasıl geçinemiyormuş yahu bu emekliler? Bal gibi yeter o kadar maaş (not: zaten maaş değil o aylık ya da ödenek o para)" diyebiliyor.

Geçen gün de, yine iktidar partisi mensubu bir........

© Birgün