Vizontele’den TÜİK’e...
Dün, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) “Sağlık Modülü” adlı özel raporunu okurken, yirmi küsur yıl önce defalarca izlediğim Vizontele filminden bir sahne gözümün önüne geldi. Hatırlarsınız; babasından kalan gözlüğü takan köylüye, "Senden sonra da çocuğun mu kullanacak?" diye sorulduğunda alınan o "İnşallah" cevabı... Sinema perdesinde hüzünlü bir kare gibi duran bu sahne, aslında Türkiye’nin bugünkü çıplak gerçeğinin istatistiklere yansımış soğuk bir özetidir. Bugün düşük gelirli bir hanede doğmak, sadece sofradaki ekmeğin azalması değil; sağlığın da tıpkı o gözlük gibi, kuşaktan kuşağa devredilen bir maliyet yükü haline gelmesi demektir.
O filmdeki "emanet gözlük", bugün en düşük gelir grubundaki vatandaşlarımızın görme faaliyetinde yaşadığı somut zorluklarda yaşamaya devam ediyor. Veriler bize şunu söylüyor: Yoksulluk riski altındakiler ile olmayanlar arasında görme açısından "biraz zorlanma" noktasında oranlar birbirine çok yakın. Ancak iş görmekte "çok fazla zorlanmaya" geldiğinde yoksulun payına düşen karanlık çok daha belirginleşiyor.
Sorun sadece bir görme meselesi de değil; yoksulluk, insanın yürümesine, adım atmasına, hatta nefes almasına pranga vuruyor. Maddi imkansızlıklar içinde hayata tutunmaya çalışanların ’i yürürken zorlanırken, %6,6’sı için bir yerden bir yere gitmek artık fiziksel bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Üstelik bu insanlar, vücutları bu denli alarm verirken, risk........
