menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sermayenin doyumsuz sömürü iştahı: Toprak sömürgeciliği ve özelleştirmeler

62 0
01.03.2026

Türkiye’de bugün geniş kitlelerin yüz yüze kaldığı derin yoksulluk, yetersiz beslenme ve içinden çıkılamayan geçim krizinin köklerine bakıldığında, karşımıza sistemli bir mülksüzleştirme ajandası çıkar. Bugün hangi toplumsal yaraya dokunsak, hangi yaşamsal sorunun izini sürsek, altında mutlaka bir kamusal varlığın tasfiyesi veya kamunun düzenleyici rolünü terk ederek alanı piyasaya bıraktığını görürüz. Gıda fiyatlarındaki önlenemez yükselişten nitelikli ve parasız eğitime erişimin imkansızlaşmasına, sağlık sistemindeki tıkanmalardan barınma krizine kadar her şey, vaktiyle toplumsal refahın lokomotifi olan kurumların işlevsizleştirilmesinin doğrudan sonucudur.

Diğer yandan özelleştirme politikaları sadece bir mülkiyet devri değil, aynı zamanda siyasal iktidarın kendi sermaye çevrelerini konsolide ederek sürekliliğini sağladığı bir ‘siyasal lokomotif’ işlevi görmektedir. Bu dönüşüm, bugün gelinen noktada kamusal olanın topyekûn tasfiyesine yönelik bir kuşatmaya dönüşmüş durumdadır. Özellikle AKP dönemi, bu sürecin hem ölçek hem de yöntem olarak en radikal evresini teşkil etmektedir. Aziz Çelik’in yerinde tespitiyle bir "özelleştirme partisi" olan iktidar, sağlıktan eğitime, fabrikalardan enerji santrallerine kadar halkın ortak varlıklarını elden çıkarırken piyasanın sadık bir koruyucusu haline gelmiştir. Üstelik bu süreç, toplumsal itirazları baypas eden “halka rağmen” ihale yöntemleri ve gece yarısı kararnameleriyle anti-demokratik biçimde tahkim edilmektedir.

Bu süreçlerin çoğu kez kapalı kapılar ardında yürütülmesi, iktidarın kendi politikalarının toplumsal meşruiyetini yitirdiğine dair zımni bir itirafı niteliğindedir. Bu itirafın da işaret ettiği gibi, özelleştirme savunucularının on yıllardır tekrarladığı "verimlilik, rekabet ve ucuzluk" vaatleri halkın sırtındaki ağır maliyet yüküyle sonuçlanmıştır. Bugün bu doymak bilmez iştahı ve mülksüzleştirme ajandasını en çıplak haliyle doğanın ve toprağın doğrudan sömürgeci bir mantıkla metalaştırıldığı alanlarda görüyoruz. Bu durum toprak sömürgeciliğini (ekstraktivizm, hafriyatçılık biçimlerinde de ifade edilen olgu) bugünün en önemli mücadele başlıklarından biri haline getirmektedir.

TOPRAK SÖMÜRGECİLİĞİNİN İLK ADIMI: TARIMIN ENDÜSTRİYELLEŞMESİ

Özelleştirme ve yapısal uyum politikalarının toprak sömürgeciliğine dayanan uygulamalarının en yıkıcı etkileri kırsal alanlarda........

© Birgün