Gazeteciliğin Trump’la imtihanı
Nesnellik ve tarafsızlık, Anglo-Sakson gazeteciliğin vurguladığı ve yıllardır mesleki pratiğimizin tartışılmaz değeri sayılan iki kavram. Bu kavramların bizden istediği, olgular ile yorumları birbirine karıştırmamamız, ne düşünülmesi gerektiğini dikte etmek yerine ne olduğunu anlatmamızdı. Olguya ve kanıtlara dayanmak, birden fazla kaynak kullanarak bilgiyi teyit etmek, iktidarlardan ve güçlü kurumlardan bağımsız olmak, onları denetleyici bir rol oynamaktı.
Anglo-Sakson gazeteciliği “işte olgular” deyip bırakma eğilimindeyken, Kıta Avrupası gazeteciliği yorum ve analize daha geniş alan açarak “bunun anlamı şu” demeyi de önemsedi.
Nesnellik ve tarafsızlığın kimi durumlarda “steril kalma” kaygısına yaslanan bir abartıyla anlaşıldığı, örtük önyargıları gizleme aracına dönüştüğü, siyasi partiler arasında taraf olmamanın da siyasetsizlik sanıldığı oluyor. Ne yazık ki, bu iki kavramı “bağımsızlık” yerine koyarak önemli çatışma anlarında sesiz/tarafsız kalabiliyor ve onları aslında “çok siyasi” bir tavrın perdesine dönüştürebiliyoruz.
Böyle bir tarafsızlık/nesnellik/siyasetsizlik savunusuyla yapılan “steril gazetecilik”, insanlığın bugüne kadar biriktirdiği değerler, kuralları ve kurumları olan uluslararası sistem, birilerinin beğenmediği “medeniyetler”........
