Bile isteye tat kaçıran insanlar…
Halkların dilleri, gelenekleri, sanat ve fikir üretimleriyle çiçeklenen küresel kültür bahçemiz tarih boyu ayrık otlarından nasibini almıştır. Çiçeklerin öz suyuna, toprağına, ahengine musallat olan türlü istilacı ile karşılaşmıştır. Bu ayrık otları ve istilacılar öyle gizli saklı da değil bile isteye talan ederler bahçeyi. En güçlü köke, en görkemli gövdeye, en parlak yapraklara ve en güzel çiçeklere sahip olduklarına inanırlar. Ülküleri kendi türünden olmayanı aşağılamaktır.
Kökeni, yurdu, eğitimi ne olursa olsun insanlar ikiye ayrılır. Koşullardan bağımsız iyiliğin meydanında saf tutanlar ya da kötülüğün kuyusunda volta atanlar. Kötülüğün kabını dolduran onlarca duygu ve davranışın en yıkıcı, en zavallı olanı ise ırkçılıktır. Irkçı bir insanın iyiliğin meydanına yolu düşmez, düşemez. Şah olur, kral olur, patron olur, sanatçı ya da hukukçu, olur da iyi insan olamaz.
Dünyanın pek çok coğrafyasında olduğu gibi Anadolu coğrafyası da çok dilli ve çok kültürlü dokusuyla istilacı türlerin radarındadır.
Geçtiğimiz haftadan taze bir örnek vereyim. Profil hesabında kendisini ‘gold premium Türk’, ‘yetkili sivil faşist’ olarak tanımlayan bir genel yayın yönetmeni yayınladıkları bir kitabın tanıtımını yaparken mensubu olduğum kadim kültürü ve Çerkes kadınlarını hedef aldı.
Kitap duyurusu kisvesi altında cinsiyetçi, ayrıştırıcı ve alaycı bir dil kullandı,........
