menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çatışmasızlık mı, birlikte yaşam mı? Türkiye’nin gerçek tercihi

31 0
11.04.2026

Türkiye bugün tarihsel bir kavşakta duruyor. Artık yalnızca silahların susmasını beklemek, çatışmasızlığı yönetmek yeterli değil. Asıl mesele, birlikte yaşamı kurmak; farklı kimliklerin, dillerin ve kültürlerin eşitlik temelinde tanındığı bir toplumsal düzeni inşa etmek. Çünkü birlikte yaşam, ertelenebilecek bir ideal değil; geciktirildikçe toplumsal fay hatlarını derinleştiren, maliyeti giderek artan bir zorunluluk.

Newroz meydanları bu kavşağın en berrak fotoğrafını sundu. Ortaya çıkan tablo, meselenin bir güvenlik sorunu olmadığını; devlet aklının hâlâ neyi “tehdit”, neyi “meşru” gördüğüyle ilgili olduğunu açık biçimde gösterdi. Renkler, semboller, şarkılar ve Abdullah Öcalan etrafındaki görünürlük tartışmaları, daha derin bir sorunu açığa çıkardı: Devlet, Kürtlerin varlığını değil, Kürtlerin kendisi olarak var olma biçimini tanımakta zorlanıyor.

Bu nedenle ertesi gün gelen operasyonlar bir “güvenlik refleksi” değil, süreklilik arz eden bir siyasal pozisyonun yansıması. Aynı şekilde Van Newroz’unda protokol girişinde Tuncer Bakırhan’a yönelen üst arama girişimi de münferit bir uygulama olarak görülemez. Bu an, temsilin, eşitliğin ve siyasal meşruiyetin sınırlarının nerede çizildiğini gösteren sembolik bir eşik. Barış, tam da bu tür kırılma anlarında test edilir.

1 Ekim 2024 ile 21 Mart 2026 arasında geçen süreç, bu testin sonucunu açık biçimde ortaya koyuyor: Devlet çatışmasızlığı yönetebilmiş, ancak birlikte yaşamı kuracak tek bir yapısal adım atmadı. Bu ayrım hayati önem taşıyor. Çünkü çatışmasızlık, güvenlik........

© Bianet