menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zvërnec’ten Tiran’a: “Flamingo Devrimi”nin politik arka planı

30 0
17.06.2026

Arnavutluk’ta “Flamingo Devrimi” olarak adlandırılan protestolar, ekolojik yıkıma ve otoriter yönetime karşı büyüyen bir halk hareketine dönüşmüş durumda.

Protestoların ön saflarında yer alan aktivistlerden olan Sidorela Vatkinaj da, Tiranlı bir aktivist olarak yıllardır kamusal mülklerin özelleştirilmesine, soylulaştırmaya, yolsuzluğa ve devletin oligark çıkarlarıyla kuşatılmasına karşı mücadele ediyor.

Ekonomi ve Hukuk Fakültesi’nden yüksek lisans derecesine sahip olan Vatkinaj ile Arnavutluk'taki protestoların nasıl başladığını, hükümetin tavrını, ekolojik ve toplumsal tehditleri, hareketin taleplerini ve uluslararası dayanışmanın önemini konuştuk. 

Protestolar nasıl başladı ve hükümetin projeye bağlılığını yeniden teyit eden açıklamalarıyla nasıl kesişti? Başbakan Rama’nın “Ben burada olduğum sürece yatırımın durma ihtimali yoktur” sözleri halkın iradesi açısından ne ifade ediyor? 

Protestolar, Zvërnec’te korunan alanın tel örgülerle çevrilmesine karşı yapılan bir gösteri sırasında bir protestocunun özel güvenlik görevlileri tarafından şiddetle saldırıya uğrayıp hastanelik olmasıyla başladı. Polis olay yerindeydi ancak şiddeti durdurmak yerine güvenlik görevlilerinin yanında yer aldı. Ertesi gün binlerce yurttaş Polis Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı önünde toplanarak projenin iptalini ve Başbakan Edi Rama’nın istifasını talep etti.

Bugün protestoların kesintisiz onuncu günündeyiz. Başbakan Rama’nın, her gün Başbakanlık önünde ve Arnavutluk’un farklı şehirlerinde, hatta yurtdışındaki Arnavut topluluklarında toplanan binlerce kişiyi dinlemeyi reddetmesi, yıllardır söylediğimiz bir şeyi doğruluyor: Arnavutluk giderek çoğunluğun iradesini dikkate almayan otokratik bir lider tarafından yönetiliyor. Yatırımın halkın karşı çıkmasına rağmen devam edeceğini söylemesi, demokratik katılım ve toplumsal rızayı derin bir şekilde hiçe saydığını gösteriyor.

Narta Lagünü’nde (yaban hayatı koruma alanı olarak tanınan) “kıyı gelişimi” ve Sazan Adası’ndaki tatil köyü projesi ne tür soylulaştırma, yerinden edilme ve ekolojik yıkım tehditleri barındırıyor? 

Aslında bunlar birbirine bağlı birkaç proje. Narta Lagünü korunan bir alan olmasına rağmen yıllar önce büyük kamuoyu muhalefetine ve hukuki mücadelelere rağmen burada bir havaalanı inşaatı başladı. Yine güçlü bir Arnavut oligarkın yönlendirmesiyle proje devam etti.

Benzer bir süreç şimdi Zvërnec’te yaşanıyor. Çok az bilgi kamuoyuna açıklanmasına rağmen alanda tel örgü çekme ve ağaç kesme çalışmaları başladı. Bu ekosistem, flamingo göç yolları, kaplumbağa üreme alanları ve koruma statüsüyle uluslararası olarak biliniyor. Özel kâr uğruna feda edilmemeli.

Benzer bir süreç şimdi Zvërnec’te yaşanıyor. Çok az bilgi kamuoyuna açıklanmasına rağmen alanda tel örgü çekme ve ağaç kesme çalışmaları başladı. Bu ekosistem, flamingo göç yolları, kaplumbağa üreme alanları ve koruma statüsüyle uluslararası olarak biliniyor. Özel kâr uğruna feda edilmemeli.

Milyarderler için lüks tatil köylerinin planlanması da dışlanma ve yerinden edilme konusunda ciddi endişeler doğuruyor. Kıyılar, plajlar ve doğa gibi kamusal değerler giderek yalnızca parası olanların erişebileceği ayrıcalıklı mekânlara dönüştürülüyor. Bu projeler hem hassas ekosistemleri yok ediyor hem de........

© Bianet