Cully’de bir köy, bir festival, bir dünya
Leman Gölü'nün hemen üzerinde, bağ bahçeleriyle çevrili küçük bir köy olan Cully'de bir Pazar günü, Melody Gardot büyük çadırın sahnesinde dikkatli bir kalabalığa şarkı söyledi. Bir önceki gece, o gün öğleden sonra gölde yüzmüş olan Londralı Ala.ni, Temple denilen kilise sahnesinde oyuncu, içten ve sohbetkar bir yaklaşımla güzel hisler bıraktı geriye. Aynı Pazar, genç bir Senegal asıllı Fransız şarkıcı olan anaiis de sahneye çıktı.
Haftanın ortasında ise Jean-Yves Cavin ile röportaj yapmaya ve Tunuslu ud virtüözü Anouar Brahem konserine gittim. Brahem'den önce adını duymadığım biri vardı sahnede. İsviçreli piyanist Colin Vallon. İkinci parçada tanıdık bir şey vardı, ama nereden geldiğini anlayamadım önce. Bir yerde bir şey tanıdık geldi sonra. Vallon "Burası Muştur"u çalıyordu. Türk halk müziğinin o köklü türküsü, bir İsviçreli piyanistin ellerinde, sadece piyano ile. Ne davul ne bağlama, sadece tuşlar ve sessizlik arasında kalan bir şey. Sonra parça bitti, Vallon mikrofona eğildi ve büyükannesinin Türkiye'den olduğunu söyledi. Ardından Brahem uduyla sahneye geldi, müzisyenler Django Bates (piyano), Anja Lechner (viyolonsel), Mats Eilertsen (kontrbas) ona eşlik etti.
Müziği duygulara alan açmak olarak tarif eden Brahem'le tanışmam Moda Sahnesi'nde Wajdi Mouawad'ın oyunu Kıyı için hazırladıkları playlist aracılığıyla olmuştu. O zamandan beri dinlerim. Özellikle sakinlik aradığımda ve coğrafyaya özlemle. Brahem’in tarzı, müzikal olarak sade görünen ama duygusal olarak çok katmanlı yapılar. Onu Chapiteau'da dinlediğim için çok şanslı hissediyorum. Son albümü After The Last Sky'ı çaldılar. Konserde albümün adını Filistinli şair Mahmud Derviş'in aynı adlı şiirinden aldığından bahsetti: “Kuşlar, son gökyüzünden sonra nereye uçar?” Derviş bu şiirde; sürgünlük, köksüzlük ve aidiyet temalarını işler.
İlk kez üç yıl önce, festival için geldim Cully'ye. İsviçreli olmayan pek çok insan gibi, bu köyün var........
