Korktuğunu cezalandırmak
*Bu yazı ilk olarak Altyazı Fasikül: Özgür Sinema’da yayınlandı.
Gezi Direnişi davasında verilen mahkûmiyet kararları, çok sayıda hukukçu tarafından yakın dönemin en ağır hukuk ihlallerinden biri olarak değerlendiriliyor.
İfade ve toplantı özgürlüklerinin yanı sıra kültür-sanat faaliyetleri ile video ve film üretimini de suç unsuru hâline getiren davada, tutukluların serbest bırakılması yönündeki ulusal ve uluslararası çağrılar ise yıllardır karşılıksız kalıyor. Dava, aradan geçen yıllara rağmen iktidarın Gezi Direnişi’ni cezalandırma ısrarının sürdüğünü ortaya koyan en somut örneklerinden biri.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bağlayıcı ihlal kararlarına rağmen Osman Kavala’nın tahliye edilmemesi, Gezi soruşturmasının yıllar sonra menajer Ayşe Barım’ı da kapsayacak biçimde genişletilmesi davanın etkilerinin mahkûmiyet kararlarıyla sınırlı kalmadığını gösteriyor. Sinemacılar Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in beş gün içinde iki kez farklı cezaevlerine sevk edilmesi ise Gezi davası tutuklularına yönelik uygulamaların keyfiliğine dair eleştirileri tekrar gündeme taşıdı.
Gezi davası kapsamında “hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etmek” suçlamasıyla 2022’den bu yana Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Çiğdem Mater ve Mine Özerden, 20 Temmuz’da herhangi bir gerekçe açıklanmadan İzmir Şakran Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildi.
İki sinemacı, beş gün sonra, 25 Temmuz’da bu kez Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na nakledildi. Mater ve Özerden’in avukatları, sevk kararlarının herhangi bir gerekçe gösterilmeden uygulandığını, müvekkillerinin aileleri ve avukatlarından yüzlerce kilometre uzağa gönderildiğini belirterek uygulamaya tepki gösterdi. Şakran’a sevkin ardından yapılan açıklamalarda kararın, savunma hakkını ve aile görüşlerini fiilen zorlaştırdığı vurgulandı. İki sinemacının yalnızca beş gün sonra yeniden İstanbul’a gönderilmesi ise ilk sevkin gerekçelerine ilişkin soru işaretlerini artırdı.
“İktidarın Gezi’den intikam duygusu bitmedi”
Sevk kararları siyasi alanda da tartışma yarattı. YENİ Parti İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, Çiğdem Mater ile Mine Özerden’e sevk uygulamalarını Meclis gündemine taşıdı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Gökçen, iki sevkin hangi somut idari ve hukuki gerekçeyle gerçekleştirildiğinin açıklanmasını istedi.
Osman Kavala’nın AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulduğunu, Can Atalay ile Tayfun Kahraman’ın ise Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına rağmen tahliye edilmediğini hatırlatan Gökçen, “Gezi direnişinin üzerinden 13 yıl geçse de iktidarın Gezi’den intikam duygusu bitmedi” ifadelerini kullandı. Mater ve Özerden’in gerekçesiz sevklerini de aynı yaklaşımın devamı olarak değerlendirdi.
Soru önergesinde, beş gün arayla gerçekleştirilen iki sevk işleminin hangi somut idari ve hukuki gerekçelere dayandığı, bu gerekçelerin yazılı olarak kayıt altına alınıp alınmadığı ve hükümlülerin önce İzmir’e, kısa süre sonra yeniden İstanbul’a gönderilmesini gerektiren koşulların beş gün içinde nasıl değiştiği soruldu. Gökçen ayrıca, sevk kararlarının gerekçesinin hükümlülere ve müdafilerine neden yazılı olarak bildirilmediğini, bildirim yapıldıysa bunun hangi tarihte ve hangi yöntemle gerçekleştirildiğinin açıklanmasını istedi.
Önergede, sevk kararları alınırken ailelerin ikamet ettiği ilin, düzenli aile görüşlerinin sürdürülmesinin ve avukatlara erişim imkânlarının dikkate alınıp alınmadığı da soruldu.
Son beş yılda aynı hükümlünün bir ay içinde birden fazla ceza infaz kurumuna sevk edildiği kaç işlem bulunduğu, sevk işlemlerinin keyfî uygulamalara yol açmaması için Bakanlığın herhangi bir iç denetim veya teftiş mekanizması işletip işletmediği ile AİHM ve AYM içtihatları doğrultusunda nakil uygulamalarının gözden geçirilmesine yönelik bir çalışma yürütülüp yürütülmediği de önergedeki sorular arasında yer aldı.
‘Sürgün sevk’ tartışması
Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in peş peşe gerçekleştirilen cezaevi sevkleri, uzun yıllardır hak örgütlerinin “sürgün sevk” olarak eleştirdiği nakil uygulamalarını yeniden gündeme getirdi. “Sürgün sevk”, ceza infaz mevzuatında yer alan hukuki bir kavram değil.
Mahpusların başka ceza........
