menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Premium hayat: Yaşamak için abone olun

32 0
08.08.2026

Önce FBI’a dönüp, “Bizi yakın zamanda yakalayabileceğiniz de görünmüyor. FBI bir şakadan ibarettir,” diyor. Sonra manifesto geliyor: Sanayi Toplumu ve Geleceği. Hem de düzenin gözde propaganda aygıtında yayınlanıyor. Seve seve… The Washington Post’ta. 35 bin kelimelik bir kıyamet muhtırası.[1]

Theodore Kaczynski haklı. Manifestosunda anlatıyor. Teknolojik gelişim her tür bağlamın ötesinde iyi ve kötü yanları olan zararsız bir olgu değil. Fiili kölelik düzenine doğan her teknolojik araç son tahlilde kölelik düzeninin kendisini tahkim ediyor.[2]

Özgürlüğü tehdit etmediği—hatta güçlendirdiği—kanaatine vardığınız yeni bir teknolojik ıvır zıvır için. Sadece biraz sabredin.

Arap Baharını hatırlayın. Sosyal medya bir mucizeydi. İsyan mayalayan denetim dışı bir icat…[3]

Hesap kapatmalar, cezalar, parayla tutulmuş profesyonel “trol” orduları derken… Düzenin “algı üretme makinesine” dönmedi mi sosyal medya?

Üstelik artık karşımızda yalnızca neyi söyleyip söyleyemeyeceğimize karar veren bir sansür mekanizması yok. Daha sinsisi var. Neyi göreceğimize, neyi görmeyeceğimize, neye öfkeleneceğimize ve neyi birkaç saniye sonra unutacağımıza karar veren algoritmalar.

Ana sayfamız gündemin bizim için ayıklanmış ve budanmış bir simülasyonundan ibaret.

Profesyonel “trol” orduları... Yalanı üretmek, aynı cümleyi binlerce hesaptan tekrarlamak, sahte bir toplumsal çoğunluk görüntüsü yaratmak onların işi.

Bunun sosyal medyanın kendisiyle alakası yok. Matbaa da vakti zamanında feodal egemenlerin yalan üretme ve manipülasyon yaratma aracına dönüştürülmüştü. [4]

Mesele düzen ile teknoloji arasındaki diyalektik eğilimdir: Düzen, denetleyemediği her yeni teknolojiyi önce kuşatır, sonra kendi hizmetine koşar.

Teknoloji kolaylıkla reddedilebilir mi? Madem zararlı, kullanmasak?

Düzen kendini teknoloji ile devamlı tahkim ettiği için, teknoloji de yaşamın her alanını sürekli yeniden-belirliyor. Bu tablo teknolojiyi “mecburi” değilse bile “zorunlu” kılar.

Bugünün akıllı telefonları. Düzenin modern muhbirleri. İyi bir örnek.

Kimse akıllı telefon kullanmaya mecbur değil mesela. Teoride.

Pratikte banka hesabınıza girmek için telefonunuza gelen kodu yazmanız gerekir. Hastane randevusu almak, iş başvurusu yapmak, faturaya ulaşmak, resmî bir evrak edinmek, çocuğunuzun okulundan haber almak…

Bir ekran, bir aplikasyon, bir şifre.

Restoranda menü bile yok artık. Masanın köşesinde bir QR kod var. Telefonun yoksa garsona değil, zamana ayak uyduramadığın için kendine mahcup olursun.

Akıllı telefonun yok mu? Hayat durmaz elbette.

Ama sen hayatın dışına düşebilirsin.

Üstelik telefonu satın almak da yetmez. Bilmem kaç megapiksellik kamera, periskop lens, LiDAR sensörü, uydu bağlantısı, 120 Hz ekran, NFC, eSIM, kablosuz şarj, yapay zekâ işlemcisi…

Ötekinde katlanır ekran, tersine şarj, masaüstü modu, kalem, yüz kat yakınlaştırma…

Her marka kendi küçük ayrıcalığını, her ayrıcalık kendi küçük mecburiyetini yaratıyor.

Telefonunuz vardır. Ama “artık” sistemin istediği telefon o değildir.

Yoksulluğun dijital tarifesi sürekli güncellenir.

Teknoloji kolaylıkla reddedilemez. Çünkü düzen, teknolojiyi hayatın giriş kapısına turnike olarak yerleştirmiştir.

Kart bilgilerinizi giriniz

“Ne yani? Herkesin ihtiyaç duyabileceği bir solunum cihazı geliştirildi diye ona da mı karşı çıkacağız?”

Elbette hayır. Yetmez ama evet mi yoksa?

Mesele cihazın nefes aldırması değil. Nefesin anahtarının kimin cebinde olduğu.

Black Mirror’ın “Common People” bölümünü izlediniz mi?

Amanda’nın beyninde ölümcül bir........

© Bianet