menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni denge: ABD’nin sınırı, İran’ın direnci

47 0
09.04.2026

ABD ile İran arasındaki ateşkes, Batı medyasının sunduğu gibi “gerilimin düşmesi” değil, sahada kurulan yeni dengenin zorunlu ifadesidir. Bu ateşkesi anlamak için sorulması gereken ilk soru şudur: Kim kazandı değil, kim neyi başaramadı?

Bir ayı aşkın süredir devam eden savaş, ABD ile İsrail’in eşgüdümlü olarak İran’ı doğrudan hedef alan stratejisinin yeni bir aşamasıydı. Ancak ortaya çıkan tablo açıktır: İran ne geri adım attı ne de caydırıcılığını kaybetti. Aksine, kontrollü ve hesaplı bir karşılıkla askeri kapasitesini korudu ve bölgesel etkisini yeniden ortaya koydu. Üstelik bunu, her ikisi de nükleer silaha sahip, dünyanın en büyük askeri gücü olan ABD ile bölgedeki baş düşmanı İsrail’e karşı yürütülen savaşta sergilediği dirayet ve izlediği stratejiyle gerçekleştirdi. Ateşkes, bu bakımdan bir uzlaşma değil; dayatılan planı boşa çıkaran İran’ın kendi şartlarını masaya taşıyacak bir stratejik üstünlük elde ettiğini göstermektedir.

BİRDEN FAZLA CEPHE

ABD açısından mesele yalnızca İran değildir. Washington bugün aynı anda birden fazla cephede zorlanmaktadır. Ukrayna’da süren savaş, Asya-Pasifik’te Çin’le derinleşen rekabet ve içeride giderek keskinleşen siyasi krizler, ABD’nin küresel hareket alanını sınırlandırmaktadır. Bu koşullarda İran’la doğrudan bir savaşın sürdürülmesi mümkün değildir. Ateşkes, bir tercih değil, zorunlu bir mevzi değişikliğidir. Gelinen nokta, ABD’nin devasa askeri gücüyle elde edebileceklerinin sınırını ortaya koymuştur.

İSRAİL AÇISINDAN DURUM

İsrail cephesinde ise daha çarpıcı bir gerçek ortaya çıkmıştır. Tel Aviv yönetimi, bölgeyi sürekli bir çatışma hattı içinde tutarak ABD desteğini güvence altına almaya çalışmaktadır. Ancak son gelişmeler, İsrail’in tek başına belirleyici olamadığını bir kez daha göstermiştir. İsrail, ABD desteği olmaksızın geniş çaplı bir askeri süreci sürdürebilecek kapasiteye sahip değildir. Bu durum, ateşkesle birlikte daha görünür hale gelmiştir.

BUNDAN SONRASI

Tahran ise bu süreçte daha geniş çaplı bir savaşa sürüklenmeden, ancak sahada geri adım atmadan, kontrollü ve kademeli bir karşılık stratejisi izledi. Son bir ayda yaşanan çatışmalar, karşılıklı askeri hamlelerin ve riskli tırmanışların yaşandığı bir güç mücadelesine dönüştü. İran doğrudan hedef alındı; buna rağmen verdiği karşılıkla ABD ve İsrail’e, maruz kaldığı kayıplardan nitelik olarak daha ağır sonuçlar üretebildiğini ortaya koydu. Bu durum, bir yandan iç istikrarın korunmasını sağlarken, diğer yandan uluslararası alanda “direnen ve karşılık verebilen aktör” konumunu güçlendirdi. Ateşkes, bu bakımdan İran açısından bir geri adım değil; sahada oluşan dengeyi kendi lehine sabitleme girişimidir.

Ortaya çıkan tablo şudur: Batı Asya’da yeni bir denge oluşmaktadır. Bu denge, tek taraflı dayatmaların belirlediği eski düzen değildir. Aksine, doğrudan çatışmaların, karşılıklı güç sınamalarının ve zorunlu geri çekilmelerin şekillendirdiği çok merkezli bir yapı ortaya çıkmaktadır.

7 Nisan ateşkesi bu nedenle bir son değil, yeni bir aşamanın başlangıcıdır. Asıl mücadele bundan sonra devam edecektir: Yalnızca sahada değil, ekonomik, diplomatik ve jeopolitik alanlarda. Bu süreçte belirleyici olan, askeri kapasitenin ötesinde, stratejik irade, denge kurabilme yeteneği ve uzun vadeli direnç olacaktır.


© Aydınlık