İran Savaşı ve yeni bölgesel düzenin zemini
İran’a yönelik savaş, yalnızca askeri bir çatışma değil; Batı Asya’da güvenliğin hangi temelde ve kim tarafından kurulacağına ilişkin tartışmaları keskinleştiren bir dönüm noktası oldu.
Bu savaş, Körfez ülkelerinin yıllardır üzerine oturduğu güvenlik sisteminin işlevsizliğini, hatta hedeflenenin tam tersi sonuçlara yol açtığını açığa çıkardı.
Savaş öncesinde Körfez ülkelerinde ABD üsleri vardı, milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları yapılmıştı, Washington’la stratejik ortaklık ilişkileri kurulmuştu.
Buna karşılık İran’la gerilim kontrollü tutuluyor, gerektiğinde yumuşama mesajları veriliyordu. Yani, görünüşte denge siyaseti, gerçekte ise ABD’ye bağımlı güvenlik modeli.
MASAL DEĞİL GERÇEK
Savaş başladı ve gerçek ortaya çıktı. Körfez ülkelerinin, ABD’nin kendilerini koruyacağı masalı yerle bir oldu.
Çünkü ABD için Körfez ülkeleri bir güvenlik ortağı değil, jeopolitik araçtır; kullanılır, gerektiğinde gözden çıkarılır.
Ateşkesle birlikte Körfez ülkelerinin önceliği savaşın yeniden derinleşmesini önlemek oldu.
Çünkü savaşın uzaması demek, petrol tesislerinin vurulması, ticaret yollarının kesilme-si, finans merkezlerinin çökmesi demekti.
Daha birkaç haftalık çatışmanın bile küresel ekonomiyi sarstığı ortadadır.
Daha büyüğü sistem krizi olacaktır.
İran’ın füze gücü ve asimetrik kapasitesi birkaç hafta içinde şunu gösterdi:
ABD istiyor diye İran’ı yok sayarak kurulan denklem çökmeye mahkûmdur. ABD ve İsrail’in bütün askeri gücüne rağmen İran’da rejimi devirememesi, bu bölgenin artık dış müdahalelerle düzenlenemeyeceğini kanıtladı. İran, liderliğindeki büyük kayıplara ve bombardımanın ağır tahribatına rağmen, geliştirdiği direnci ve dayanıklılık kapasitesiyle, ABD ve İsrail’e boyun eğmeyeceğini dostuna düşmanına göstermiştir.
Savaşı büyütmek ise çözüm değil, felaketin kapısını açmaktır.
Böyle bir adım, çatışmayı bölgeyle sınırlı tutmaz.
Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Hint Okyanusu’na kadar genişletir. Ve o noktadan sonra mesele bölgesel olmaktan çıkar, küresel bir hesaplaşmaya dönüşür.
Bu savaşın ortaya koyduğu önemli bir nokta da şudur: ABD’den güvenlik satın alma dönemi bitmiştir. Silah alarak, üs kurdurarak güvenlik sağlanmaz.
Güvenlik kendi gücünüze dayanır ve bölgesel güç dengesine göre kurulur.
ABD’SİZ VE SAVAŞSIZ İSTİKRARIN ZEMİNİ
Bu tablo, bir süredir gündemde olan yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturma ara-yışını kuvvetlendirmektedir.
Bu yeni düzenin özü nettir:
Batı Asya’nın güvenliği Washington’da, Londra’da, Tel Aviv’de kurulamaz. Bu, ancak bölge ülkelerinin kendi aralarında kuracağı bir işbirliğiyle mümkündür. Dış güçlere dayan-mayan, hiçbir ülkeyi dışlamayan ve ortak refah temelinde yükselen bir bölgesel düzen.
Bu düzenin omurgası da bellidir:
Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan. Bu dört ülke yoksa denge yoktur. Bu dört ülkenin kendi aralarındaki farklılıkları en aza indirerek, herkesin kazanacağı bir işbirliğine odaklanması istikrar getirir ve bölgenin güvenliği sağlanır.
İran Savaşı, şu gerçeği çıplak bir şekilde ortaya çıkarmış oldu: Ya kendi güvenliğini kendin kurarsın ya da başkalarının savaşında hedef olursun.
Artık mesele İran değildir. Mesele Batı Asya’nın geleceğidir.
Ve o gelecek, ya bölge ülkelerinin ortak iradesiyle kurulacak ya da yeni savaşlarla şekillenecektir.
