Dicle ile Hevsel'in çığlığı ve sağırlığın kurumsallaşması
İnsanlığa beşiklik etmiş, hikayelere, destanlara konu olmuş ve bir kentin kimliğiyle özdeşleşmiş Hevsel Bahçeleri ile Dicle Nehri, petrol şantiye alanına dönüşüyor! Şaka gibi değil mi? Maalesef şaka değil.
SANKO Holding'e bağlı Petar Doğalgaz ve Petrol Arama Şirketi; Hevsel Bahçelerini, Dicle Nehri'ni, Kabaklı Göleti'ni, birçok akarsuyu, sulama kanallarını, Tıl Alo ve Karabaş Arkeolojik SİT Höyüğü'nü, Dicle Üniversitesi kampüsü ile orman alanını, Kabasakal, Karabaş, Yiğitçavuş, Yukarıkılıçtaşı, Karaçalı köylülerinin evlerini ve tarım arazilerini içine alacak şekilde, AR/PTR/K/M44-b1 numaralı ruhsatla, tam 15 bin 255 hektarlık alanda petrol arama-çıkarma faaliyetlerine başladı.
Bu vahamet; hafızanın mı gasbı, suyun mu? Tarımın mı gasbı, kültürün mü? Tarihin mi gasbı, doğanın mı? Barınma hakkının mı gasbı, yaşam hakkının mı? Evet, hepsinin gasbı... Kısacası ekolojinin gasbı...
Çoğunuz, 'Hevsel Bahçeleri; UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde, nasıl böyle bir şey olur?' diye soruyordur. Hemen belirteyim, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde olmasının sağlamış olduğu hiçbir hukuki koruma yok. "Çivi bile çakılamaz" muhabbeti tamamen bir efsaneden ibaret. UNESCO; sadece bir unvan, bir prestij statüsü.
Zaten kendi yaşam alanını ve değerlerini, binlerce kilometre ötedekinin korumasını beklemek, problemin kaynağı değil midir? Yaşamda; söz sahibi olmak yerine, edilgen kılınmayı seçmek değil midir bu vahim projelere cesaret veren?
Kendi yaşamıyla ilgili karar verme bilinci ve iradesi gösteren, örgütlü bir toplumun ve örgütlü kurumların olduğu yerde mümkün müdür sermayenin, yaşamımıza çökmesi?
Diyarbakır'ın ve çevre kentlerin dağları, meraları, suları, toprakları, ormanları, değerleri ve hafızası petrole bulanıyor. Kürtlerin dilini, kimliğini, öz üretimini sürdürdüğü elde kalan tek mekân olan köyler, bu sömürge projelerle insansızlaştırılıyor.
Her gün ilgili bakan açıklıyor; Diyarbakır'da rekor petrol bulundu, Gabar'ı geçecek Diyarbakır diye. İktidar medyası da büyük bir zaferle duyuruyor "yerli ve milli zafer" diye. Tabii bu projelerin iptali için dava açan bizi hedef yapmayı da unutmuyor bu arada. İşin komik tarafı, Diyarbakır'da en çok petrol ruhsatına sahip "yerli ve milli" şirket de Amerikalı TransAtlantic Petroleum şirketi. Fıkra bu kadar.
Petrolün en çok çıkarıldığı Afrika, Venezuela, Kolombiya gibi ülkeler değil midir; açlığın, gelir adaletsizliğinin, fakirliğin kol gezdiği? Diyarbakır örneğinden de gördüğümüz üzere, halkı........
